Pencereden uzanmış göğe bakıyordu.
Soğuk pusun ardında gri bulutlar vardı. Elem
alametleri. Ve işte orada, bulutların ardında, mavi ile koyu grinin tuhaf
karışımı mat gökyüzü duruyordu. Sonsuzun haşmeti ve korkutuculuğu üzerindeydi.
Yine de kıyıdan köşeden görünmeye çalışan ay, göğe ulaşmak için şansını denemesini
istiyordu. Ama bu, imkânsız geliyordu ona. Seyir halindeki bulutların aldığı
biçimin tuhaf bir şekilde dünya haritasına benzediğini fark etti. Sonra, pişman
olacağını düşünerek, aya güvendi. İşte, uzanıyordu. Bir şehir seçmişti ve şimdi
oraya varacaktı. Gözlerini kapattı. Soğukta hissizleşmeye başlamış elini,
hareket eden bulutların arasından sonsuz matlığa uzattı. Bir an hayalinde, elinin
sıvı, soğuk, sıcak, ılık, sonsuz bir şeyin içine girdiğini tasavvur etti. Ama
bu sadece bir hayaldi. Gözünü açtığında, gitmek istediği şehir gözden kaybolalı
çok olmuş, yerine tanımadığı başka bir şehir geçmişti. Hemen sonra o da gitmek
üzereydi. Pencereyi kapattı, perdesinin çekti ve sıcak peteğe şöyle bir dokunup
yatağına yöneldi. Yeterince cesur değildi, yine geç kalmıştı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi
Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...
-
Akşamüstü. Cuma yahut perşembe. Saat neredeyse altı olmuş. Mesai bitmemiş ama bitirdim. Yerimden kalktım, vedalarımı ettim, asansöre yöneldi...
-
Sanki bir şey olacak. Sanki bir esinti, belki bir titreme olacak. Bir şey hissedeceğim. Beklediğim türden. Sanki bir elimi kaldırsam, rüzga...
-
Özlem her yanımda. İçimde. Beynimde. Gözlerimin arkasında. Bazen izliyor. Plastik sandalyelerin kırık kolluklarında kendisini buluyor. Sarı ...
