30 Kasım 2018 Cuma

pencereden




Pencereden uzanmış göğe bakıyordu. Soğuk pusun ardında gri bulutlar vardı. Elem alametleri. Ve işte orada, bulutların ardında, mavi ile koyu grinin tuhaf karışımı mat gökyüzü duruyordu. Sonsuzun haşmeti ve korkutuculuğu üzerindeydi. Yine de kıyıdan köşeden görünmeye çalışan ay, göğe ulaşmak için şansını denemesini istiyordu. Ama bu, imkânsız geliyordu ona. Seyir halindeki bulutların aldığı biçimin tuhaf bir şekilde dünya haritasına benzediğini fark etti. Sonra, pişman olacağını düşünerek, aya güvendi. İşte, uzanıyordu. Bir şehir seçmişti ve şimdi oraya varacaktı. Gözlerini kapattı. Soğukta hissizleşmeye başlamış elini, hareket eden bulutların arasından sonsuz matlığa uzattı. Bir an hayalinde, elinin sıvı, soğuk, sıcak, ılık, sonsuz bir şeyin içine girdiğini tasavvur etti. Ama bu sadece bir hayaldi. Gözünü açtığında, gitmek istediği şehir gözden kaybolalı çok olmuş, yerine tanımadığı başka bir şehir geçmişti. Hemen sonra o da gitmek üzereydi. Pencereyi kapattı, perdesinin çekti ve sıcak peteğe şöyle bir dokunup yatağına yöneldi. Yeterince cesur değildi, yine geç kalmıştı.







birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...