21 Ağustos 2018 Salı

mimas - ıı

 Önceleri; Tutarsızlar

Mimas tuhaf bir gençti. Bu tuhaflığı, eski zamanın insanları için korkunçtu. Çünkü tembeldi. Aklı sürekli hayaller diyarındaydı. Gerçek dünyadan oldukça uzakta bir yerlerde kaybolmuştu.

Mesela bir işte çalışmışlığı yoktu. Para nasıl kazanılır bilmezdi. Açıkçası harcamayı da bilmezdi, çünkü nasıl harcaması gerektiğini düşünecek kadar para olmazdı.

Babası, bu dünyadan göçmeden evvel, berberdi. Tek bir çırağı olmasına rağmen, Mimas'ı yanında çalıştırmazdı. Onun yerine, evde kitap okuturdu. Yazım konusunda eğitilmesini dilerdi. Tabii öğretmen tutacak kadar kazanmadığından, Mimas'ın bu işi kendi başına halletmesi gerekiyordu; bu yüzden Mimas'ın babası, oğlunun üzerine fazlaca düşüyordu.

Mimas'ın kardeşi, (beş yaş küçüktü), evin işlerinde annesine yardım ederdi. Okumasına yetecek para bulunamamıştı. Bu yüzden yarım yıla yakın bir sürede, Mimas kardeşine okuma yazma öğretmişti. Bundan sonra Mimas'tan kalan kitapları okuyan kardeşi, yaşıtlarına göre oldukça bilgili kültürlü olmuştu. Çünkü okula giden ve orada okuma yazma öğrenen kızlara sadece dini kitaplar okutulurdu.

Mimas çalışmaya ne zaman başladığını hatırlamıyordu. Önceleri yazılarını yayınlatmayı denemiş ama red sayıları artınca umutsuzluk onu yakalayamıştı. Taşıma işleri ile uğraşıyordu. Bedensel kusurları Mimas'ı ağır işlerden kurtarıyordu. Çünkü yaşadıkları yerde insanlar iyilik yapmayı severdi. Oysa; Mimas sonsuza dek burada yaşamayacaktı.


Not: Yazım yanlışları kontrol edilmemiştir. Çünkü... Neden edeyim ki?

18 Ağustos 2018 Cumartesi

mimas - ı


Mimas her zaman hayallerinin peşinden gitmek istemişti. Şimdi, yeni silinmiş camdan kapıyı sertçe itip, kendini sokağa atarken de az önce yirminci kez reddedilmiş olduğu gerçeği, canını hiç mi hiç sıkmıyordu. O elinden geleni yapmıştı. Yapıyordu. “Varsın kader yüzüme gülmesin,” dedi, sert bir rüzgâr esti, “Varsın kader yüzüme tükürmeye devam etsin,” diye diretti, rüzgârın şiddetiyle sokağın başındaki mavi çöp kutusu devrildi, “Ben,” diye düşüncesine devam etti, “Pes etmeyeceğim!” rüzgâr dindi ve yakıcı güneş, amansız bir bulutun arkasına saklandı.
Size Mimas’tan bahsetmek lazım biraz. Çünkü şu an içinde bulunduğu durum, hiç de yeni değil. İnanın kendisi de üzülüyor buna. Nasıl iş bulamadığını bir türlü anlayamıyor. “Çok mantıksız!” diye sitem ediyor, “Hepsi boktan insanlar, hepsine tüküreyim!” diye sövüyor sürekli. Aslında pek bir delikanlıdır hani. Ama işte; üniversiteden henüz mezun oldu ve bakması gereken hasta bir kardeşi var. Kardeşini pek sever Mimas, öyle ki en zor zamanlarında onu düşünür ve bundan güç bulur. Ve inanın bana, güce sık sık ihtiyaç duyar. Açken, ne yapacağını kara kara düşünürken, güce ihtiyaç duyar. Üşüdüklerinde ve yakacak bir odun bile bulamadıkların, güce ihtiyaç duyar. İşte tam da bu anlarda, kardeşi ona güç verir. Mavi, ürkek gözler belirir hayalinde. Son titrek bir ses, öksürüklerle bitap düşmüş bir boğazdan yükselir, “Mimas, koru beni!” İşte bunlar Mimas’ın kanını harekete geçirir ve isyankâr bir cesaret kalbinde pompalanmaya başlar.
Göreceğiniz gibi; Mimas’ın derdi büyüktü. Bu nedenle, yeni aldığı reddinden sonra sokaklarda -ah, bu pis sokaklar- sürterken durmadan sövüyordu. “Madem tecrübe istiyorsunuz, bırakın da edineyim, ahmaklar!” diye sitemkâr bir şekilde sövmeye devam etti. “Boktan, ciğeri beş para etmez herifler!” Ama bu sövmeler havada kaybolacak ve Mimas’ı duyan olmayacaktı. Çünkü bu kötü şehirde hiçbir isyan duyulmaz, hiçbir yardım görülmezdi. Arka sokaklarda insanlar kolayca ölür, soran çıkmazdı. Gündüz vakti paranız çalınır, peşinden koşan olmazdı. Yağmurdan sonra yükselen küf kokusu tüm sokakları sarar ve bir daha gitmemek üzere insanların üstüne sinerdi. Bu nedenle Katiller, bir insandan ziyade, bir koku öldürmeye başlamışlardı. (En azından kendi aralarında böyle eğlenirlerdi).
Mimas, bu öğleden sonra ne yapacağını hatırlamaya çalıştı. Sabah evden ayrılmadan planlamıştı aslında, fakat şimdi tüm planları aklında uçup gitmişti. Gurur, öfke, utanç, çaresizlik hisleri, en güçlü halleriyle birleşip, onun zihnine saldırmışlardı. Bu saldırı onu bir sarhoşa çevirmiş, aklını başında almıştı. Korkudan tir tir titriyor, yanından geçenlerin dikkatini çekiyordu.
“Yazık!” diye coşkuyla hayıflandı bir kadın. Neye yazıktı, ne için yazıktı? Mimas’ın tepesi attı ve kadının arkasından koştu. Ona yetişip kendine döndürdü. Beyaz saçları terlemiş, altmış yaşlarında görünen bir kadın, korkuyla donakaldı. Çevreden bakanlar oldu, belki de sorun olduğunu fark edip yardım etmeye de yelteneceklerdi, ancak Mimas’ın acıklı sesi herkesi durdurmuştu.
                -Neye yazık, hanım teyze? Halimde ne gördün? Fakir bir genç, üzüntü içinde yürüyor, kendinin farkında değil, hayaller aleminde, titriyor! Ne yazık, değil mi? Böyle düşündün değil mi? Paraya ihtiyacım olduğunu düşündün. Buna üzüldün. Peki neden paraya ihtiyacım vardı? Evlenmek istiyordum belki de, eminim bu aklından geçmiştir. Değil mi, hanım teyze? Yahu korkma, konuşuyoruz işte; sana neden yazık olduğunu anlatıyorum. Hah, nerede kalmıştım? -Mimas’ın harareti artmıştı- Bak teyze, ne anam var ne babam. Bir beş yıl oldu mu onlar geçeli? Unuttum. Ben ve küçük kız kardeşim bir başımıza kalakaldık. Onlardan kalma, derme çatma bir evde yaşıyoruz. Ah, düşünme sakın “Evleri var, iyiler o halde,” diye. Düşündün değil mi? Haksız da sayılmazsın, bu devirde evin varsa iyisindir, yoksa ölmüşsündür. Doğru bu, haksız sayılmazsın, kızmadım sana. Ama söylememe izin ver. Ne evi, ev neye yarar? Isınmak ister insan, oysa odun nerede? Hani nerede? Evde kahvaltı etmek hoştur. Bilir misin Teyze, (nereden bileceksin tabi), kahvaltı etmeyi çok severim. Eskiden, babam hayattayken, o berberlik yapardı. Ben de sağ solda ayak işlerine koştururdum. Yaşım küçük ya; çok zorlamazlardı beni. Bereket versin, kutsal devletimiz de gözlerdi bizi. Bunları ne için anlattığımı, merhum babama yürek sancım pahasına neden değindiğimi anlatayım. İşte bahsettiğim zamanlarda, yani paramız varken, çok güzel kahvaltılar yapardık. İnan olsun, anam bir donatırdı masayı, yok böylesi! Ne de iyi yemek yapardı ama… Sana benzemezdi pek, ne yalayan söyleyeyim. Biraz daha gençti, saçları da sarıydı henüz. Erken evlendirmişler, on üçünde bana hamile kalmış, varsın gerisini sen düşün! İşte bir kardeş gibiydi bana. Çok severdi, çok da sıcaktı. Anne sıcaklığı farklıdır ya, ondan dedim. Görüyorum hanım teyzeciğim, korkun gitti ama hala anlam veremiyorsun bu dediklerime. Anlıyorum, öylesine söylediğin yazık ezbere çıkmış ağzından. Aç olduğumu, derdim olduğunu gördün ve öylece yazık dedin. Bunu yapmak zorunda hissettin kendini, bunu yapınca daha iyi olduğunu hissetin. Senden kötü olana duyarlı davranmış oldun! Bu ezbere hainlikleri yaparken hiç utanmazsınız tabi! Al işte, karşındayım ve sana neyim var neyim yoksa anlatıyorum, o acıdığın adamın derdi neymiş, işte dinliyorsun. Ama umurunda değildi zaten değil mi? Benim gibi kaç tane adam geçiyordur yanından ve ezber ettiğin kaç tane yazık çıkıyordur ağzından. Havada dolaşıp, boşluğa, hayır, cehenneme ve ateşlere yol alıyorlardır! Hepiniz alçaksınız.
                Mimas, son sözlerinde geri çekilmiş ve gittikçe artan kalabalığı hedef almıştı. Konuşması bitince birkaç homurtu yükselmiş, sonra bu homurtular, “Deli herhalde!” fısıltılarına dönüşmüş, bundan başka bir şey olmamıştı. Hanım teyze, sonlara doğru tekrardan korku içine düşmüş ve Mimas onu bırakıp giderken arkasında bakakalmıştı. Bir süre sonra, kalabalık da dağılırken, “Yazık,” demişti tekrar, “Çok yazık!”



Not: Yazım yanlışları kontrol edilmemiştir. Çünkü... Neden edeyim?


15 Ağustos 2018 Çarşamba

rehbersiz düşünceler


Uzun yol her daim orada. Üzerinde yürüyoruz. Üzerinde yaşıyor, üzerinde ölüyoruz. Rehberimiz ışıklar. Kendi diktiğimiz ışıklar, ay ve yıldızlar… Hepsi yolumuzu aydınlatıyor. Rehberlikleri pek güvenilir sayılmaz aslında, ama karanlık ve yabanıl geceler için orada bulunmaları faydamızadır. Peki kim cesaret edebilir onları kovmaya? Ayı kovmaya, yıldızları küstürmeye ve kök salmış ışıkları söküp atmaya? Çoğu insan cesaret edemez buna; çünkü kim ilerleyebilir ki zifiri karanlıkta? Kaybolmak isteyenlerden başka?

Ama yolun iyi niteliklerinin yanında -çünkü öğreticidir aynı zamanda- yol zalimdir. Bazen tüm ışıkları kendisi uzaklaştırır ve siz daha ne olduğunu anlamadan kendinizi büyük bir karanlık içinde bulursunuz. Nereye gideceksiniz? Mesela ileri? Yolun ilerde devam ettiği kesin değildir. Mesela sola diyelim?  (Çünkü demekten zarar gelmez, yani; sadece demekten). Ölürsünüz belki de. Evet, o karanlık içinde kaybolmuşsunuzdur. Bunu anladığınızda hissedeceğiniz ürperti, sizi tamamıyla sarsacak bir korkunun habercisidir. Ama fazla korkmamaya çalışın. Çünkü kaybolan, belki ölen, belki de bambaşka bir yola sapan ilk insan değilsiniz ve son insan da olmayacaksınızdır. Ha, aynı yola devam etme şansınız yok mu? Hayır, bir kez kaybolduktan sonra, düz ilerleseniz ve yol düz devam etseniz dahi, o karanlıktan sonra, yol tamamıyla farklı bir yol olacaktır artık. Çünkü sizi kaybetmesinin nedeni budur aslında. Aynı yolda yeterince yürüdüğünüze kanaat getirmiştir. Zamanlama da yanılma olasılığı var mıdır? Elbette. Bu da yolun azizliğindendir.

10 Ağustos 2018 Cuma

gece ile münasebetim

Gecelerin benimle derdi ne? Neden uykusuzum ve neden havlıyor köpekler? Uzaklarda, belki bir arka mahallede, bir binanın hiç temizlenmeyen arkasında; belki de açıklıkla, sokakların en ortasında, sokakların her yerinde; belki de yollarda, arabaların kornalarının ucunda, tren raylarının üstünde durmuş bir şekilde havlıyorlar. Neden?
Ve o havlamalar bana yalnız olmadığımı hatırlatıyor. Orada bir yerde bir şeyler var ve burada bir yerde de ben varım. Eksiğim biraz ama varım. Ayrıca kırgınım. Uykusuz kaldığım bu gecelerde kızgınım. Hatırıma olmadık şeyler geliyor. Gecenin işi işte bu; anılarımı taciz ediyor. Ve ben otururken yalnız ve sessiz, gece beni rahat bırakmıyor. Beni korkutuyor, üşütüyor. Ne zaman gözlerimi kapatsam orada oluyor. İşte şimdi de burada. Hemen yanımda, hemen uzağımda. Bana gülüyor, alay ediyor. İşte oturuyorum burada, yazıyorum, düşünüyorum; aslında kaçıyorum. Ama arkamda o, hissediyorum. Başka ne hissediyorum? Sorumluluklarımın altında ezilirken içimde büyüyen isyan ateşlerini hissediyorum. Ne hissediyorum? Bir sitem hissediyorum. Topluma karşı, güzele karşı, çirkine karşı, yalnıza, yalnız olmayana karşı, kendime karşı. İçinde bulunduğum durum... Neden bu duramdayım? Ve neden kurtulamıyorum? Buna sitem ediyorum. Ama kime?
Demiştim aslında ama özet geçeyim; dinleyene. Dinleyen varsa tabii, ama endişeye gerek yok. Gece her daim dinleyenini getirir; getirmezse dahi kendisi dinler. Acı çekişleri dinlemek de hoşuna gider gerçi. Gecedir çünkü o, başka türlü davraması hamurunda yoktur.
Ondan yeterince konuştuk, işimize bakalım. İşimiz mi?
İşimiz işte.




birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...