Eh, bazı şeyleri kabullenmek gerekiyor. Bunun için de zaman zaman bakış açımızı değiştirmekten başka çaremiz kalmıyor. Fakat bu yazıldığı gibi basit bir süreç değil; zira insan tam anlamıyla mekanik bir varlık değil. Bazen, bazı farkındalıklar plansız, anlık ve amaçsızdır.
Hayatım boyunca her şeyden sıkıldım. Hemen değil, bir anda yahut kaygısız bir şekilde de değil fakat öyle ya da böyle, belli bir sürenin sonunda sıkıldım. Bir şey ilgimi çekiyor, kapılıyorum, o an belki de dünyanın sonuna değin o işi yapabilirim gibi geliyor. Hatta kendimi güvende hissediyorum. Ne olursa olsun, başıma ne tür feci şey gelirse gelsin, o işi yaparak mutlu olabilirim gibi hissediyorum.
Yalnız mı kalacağım? Varsın kalayım, yapmaktan mutlu olduğum şeyler var ve onları yaptıkça asla sıkılmayacağım, üzülmeyeceğim, yanmayacak canım.
Bir hafta sonra ise… Sıkılıyorum.
Ve açıkçası bu yönüm ile bayağı bir çatışma içindeydim. Mutlu değildim, korkuyordum, kendimi güvensiz buluyordum. İstediğim bu değildi çünkü. Daldan dala atlamak gayesi midemde yüzmüyor.
Ben bir şeylere kapılmak, daha çok kapılmak, o şeyde yok olmak istiyordum. Belki her insan böyledir ve yine her insan olmak istediği gibi onları istedikleri ve yaptıkları üzerinden, en azından bu konuda, pek değerlendirmiyorum. Fakat bazı insanlar var, belli bir uğraşla hayatlarını geçiriyorlar ve bu katiyen bir zayıflık değil. Şanslılar.
Sadece… Ben onlardan değilim.
Bir hafta borsacı oluyorum, belki de bir ay, tüm app’ler iniyor mesela telefonuma, youtube kanalları takip ediyorum, öğreniyorum, detaylara hakim oluyorum. Sonra sıkılıyorum.
NBA takip etmeye başlıyorum. Takımım, favori oyuncularım oluyor. Analizlerini izliyorum. Oyunlarını oynuyorum, sabaha karşı maçlarını izliyorum. Taraftarlık ediyorum. Reddit’te fanların muhabbetlerine katılıyorum. En fazla iki hafta sonra sıkılıyorum.
Sanatçı bir ruha bürünüyorum. Kendimi özgür ve dağınık hissediyorum. Tüm hayatım bu eksende olmalıymış gibi. Sonra… sıkılıyorum ve normal bir yaşantı, akşamaları evde basit bir film izleme fikri kafi geliyor.
Bahis oynuyorum. Oranları, incelikleri öğreniyorum. Kendim analiz yapıyorum. Maçları takip ediyorum. Keyif alıyorum. Kazanıyorum da. Evet, ta ki sıkılana kadar.
Bunların yanında sayısız örnek verebilirim, sanırım. Fakat bir şey değiştirmez. Önceleri çok üzülürdüm bu konu hakkında. Fakat sanırım son bir aydır memnunum. Kendim hakkında bu denli küçük, afaki bir konuyu kabullenmem beni bir hayli rahatlattı. Huzur içindeyim. Başka türlüsü olmuyor çünkü, yapamıyorum ve denemenin bir anlamı yok. Sorun yok çünkü.
…
Sorun yok.
Her ne yapıyorsam bir hafta sonra sıkılacağım. Hemen sonra ise, bir başka uğraşa geçeceğim. Ve bu, çocukluk hayalim olan “her şeyi yaşamak” ülküsüne beni en çok yaklaştıran şey esasında, her ne kadar geç fark etmiş olsam da.