23 Ekim 2026 Cuma

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksik ifade ediyor. Kendimi bildim bileli psikolojik sorunlarım var fakat kendimi bildim bileli sorunları olan biri gibi hissetmedim.

Çocukluğumun belli bir dönemine kadar ki sanırım da 4. sınıfa tekabül ediyor; bu meselenin zihnimi bu kadar meşgul etmediğini anımsıyorum. Nitekim o zamanlarda da OKB'lerim vardı. Genel olarak hareket bazlıydı. Obsesif düşünceler ise dini yönden rahatsız ederdi genelde. Yaş aldıkça kurtuldum bunlardan. Çocukken o kadar kolay değildi elbette ve her ne kadar çocukluğumu bu denli kötü hatırlamasam da yaşamın hiçbir noktasında tekrar çocuk olmak istemedim. 

Bunun birinci sebebi her ne kadar OKB ise de söylemeden edemeyeceğim; ikinci sebep tekrardan üniversite sınavına girmek istememem...

Hayatımım neredeyse son 5 yılıdır da aktif olarak bir mücadele ve kötü hisler bulamacı içerisindeydim. Bazen depresyon buna eşlik ediyor gibi hissediyorum. 30'a 1 yıl kalmışken, yaşlandığımı da hissediyorum. Enerjim sönüyor. Kaygı içindeyim. Fakat yaşamıyorum.

Doğruyu yapmamak, pişman olmak, yanlış seçeneği seçmek ve başkasına zarar vermekten ölesiye korkarken asla yaşamadığımı şimdi fark etmiyorum elbette. Benim kadar yaşamamaktan korkan biri yok tanıdığım. -En azından bunu bileceğim kadar bana içini açmış olanlardan. 

-Burnum akıyor. İlaçtan. 3 haftadır burnum akıyor. Bir üç hafta daha akacak. Dereye döndü.-

Ancak şimdilerde, bu  korkuya karşılık vermekte hiç olmadığı kadar zorlanıyorum. 

Zaman geçmiyor, günler kısalmıyor, ihtimallerin beynimdeki sorgusu beni uykuda bile rahat bırakmıyor. Oysa rahat uyuyabilmek için o kadar da para verdim... Bilen bilir mlsf. 

Sığlık çiğlik içindeyim bu aralar. Bir şeylerin değiştiğini, zihnimde bir şeylerin yerinden oynadığını biliyorum. Bunun ne zaman başladığını ise bir türlü kestiremiyorum. Sorunlar içinde sorunlar; zihnimin entrikaları içinde başka entrikalar... Başlar sonlar... Hepsi bir birine karıştı. Bir yılan yuvası gibi. Hangi başın hangi kuyruğa, hangi kuyruğun hangi başa ait olduğunu renklerinden çıkarmaya çalışamayacak kadar karanlık bir yuva üstelik. (Birkaç farklı şekilde de daha aynı şeyi söyleyebilirim.)

23 Ekim... Kasım az kaldı. Ekim sonlarını severim. Kasım için bir planım yahut hissim yok. Aralık güzel olacak gibi geliyor. Yine de geleceğe karşı herhangi bir heyecanım yok. Gelecek, çok uzun bir zamandır sadece yeni kaygı yumakları getiriyor. Beni, oyunbaz bir kedi sanmıyorsa ayıp ettiğini söylemem gerek. 

Yumaklardan bıktım. 

Neden bilmem, dağ yamacına kurulu bir köyde, kendi bahçesini ekip biçen ananemin, çapayla bahçe dışına yaptığı su yolunda bulunmak istiyorum. Ucu başarıyla dümdüz bir şekilde kesilmiş, içinde ipliklerin oynaştığı, plastik, koyu lacivert bir hortum olmak hoşuma gidebilirdi. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...