Bir şeyler hakkında yazmak
genelde zordur. İçinizi dökmek istersiniz. Sanki yünden bir şeyler göğsünüzde
birikmiştir. Yün gibi fakat hafif değil, sevecen değil; ağır, dikenli, acı.
Atmak için tek yol yazmak gibi görünür. Şöyle bir başlasanız her şey dökülecek,
içinizdeki tüm musibeti atacaksınız ve sonunda, evet, sonunda, huşu ve huzur
içinize dolacak. Belki küçük, mütevazı bir gülümseme de eşlik bunlara.
Fakat iş nadiren böyle gerçekleşir.
Nadiren diyorum ama daha önce hiç benim için gerçekleşip gerçekleşmediği
konusunda emin değilim. Uzun şiirlerde yaşardım bu durumu. Henüz lisedeyken. İçimdekileri
yazmak beni yalnızca o dönemde rahatlattı diyebilirim. Gerçi bu da biraz haksız
bir yargı oldu.
Hala yazarken rahatlıyorum. Hala
bir şeyleri dökebiliyorum. Hala yazmak beni iyileştiren bir şey. Fakat eskisinden
çok daha zor.
Eskiden bir şeyleri doğrudan
ortaya dökmeme gerek yoktu. Alegorik hikayelerle anlatabilirdim. Aile evinden,
yalnızlıktan, hayatın boktanlığından şikayet edebilir, aşkımı ayakkabı peşinde
koşan bir yaşlı adamın hikayesiyle anlatabilirdim. Şimdilerde ise, bunlar
yetmiyor gibi geliyor. Yahut biraz çocukça ve belki de korkakça olduğunu itiraf
etmeden duramıyorum.
Yıllar geçti, içimdekiler de
yıllarla beraber güçlendi ve pek çok şey açıkça ortaya konulmadan, süsten azade
bir şekilde tanımlanmadan ve yüz yüze gelmeden terk etmiyor beni.
Koymak istiyorum. Her şeyden
açıkça bahsetmek istiyorum. Ama yapamıyorum. Neden yapamadığımı bilmiyorum. Utanıyorum
belki, yahut yargılanma korkusu herkes kadar beni de ele geçiriyor ve hatta
daha fazla, oysa ben de yargılarım insanları ve ortak günahtan payıma düşeni alırım
gururla… Korkuyorum belki de. Yazmak biraz da soyunmak gibi biraz.
Yavaş yavaş, bazen hızla, bazen temkinli
hareketlerle; her halükarda, kıyafeti çıkarıp atmak cüretkarca bir eylem bence.
O cüretkarlıktan yoksun olduğuma inanmak istemiyorum.
Sadece… Hazır değilim galiba.
Bir öykü yazmak istiyorum. Her
şeyi ortaya dökecek ama görünmeyecek bir öykü. Herkesin okurken ne anlattığımı
anlayacağı ama anlattığım şeyi ispat edemeyeceği türden bir şey; yoğun,
dolambaçlı ve dürüst. Mümkünse tabii şayet.
Fakat, yazamıyorum.
Aklıma bir şey gelmiyor.