12 Kasım 2023 Pazar

yazmak.

 

Bir şeyler hakkında yazmak genelde zordur. İçinizi dökmek istersiniz. Sanki yünden bir şeyler göğsünüzde birikmiştir. Yün gibi fakat hafif değil, sevecen değil; ağır, dikenli, acı. Atmak için tek yol yazmak gibi görünür. Şöyle bir başlasanız her şey dökülecek, içinizdeki tüm musibeti atacaksınız ve sonunda, evet, sonunda, huşu ve huzur içinize dolacak. Belki küçük, mütevazı bir gülümseme de eşlik bunlara.

Fakat iş nadiren böyle gerçekleşir. Nadiren diyorum ama daha önce hiç benim için gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda emin değilim. Uzun şiirlerde yaşardım bu durumu. Henüz lisedeyken. İçimdekileri yazmak beni yalnızca o dönemde rahatlattı diyebilirim. Gerçi bu da biraz haksız bir yargı oldu.

Hala yazarken rahatlıyorum. Hala bir şeyleri dökebiliyorum. Hala yazmak beni iyileştiren bir şey. Fakat eskisinden çok daha zor.

Eskiden bir şeyleri doğrudan ortaya dökmeme gerek yoktu. Alegorik hikayelerle anlatabilirdim. Aile evinden, yalnızlıktan, hayatın boktanlığından şikayet edebilir, aşkımı ayakkabı peşinde koşan bir yaşlı adamın hikayesiyle anlatabilirdim. Şimdilerde ise, bunlar yetmiyor gibi geliyor. Yahut biraz çocukça ve belki de korkakça olduğunu itiraf etmeden duramıyorum.

Yıllar geçti, içimdekiler de yıllarla beraber güçlendi ve pek çok şey açıkça ortaya konulmadan, süsten azade bir şekilde tanımlanmadan ve yüz yüze gelmeden terk etmiyor beni.

Koymak istiyorum. Her şeyden açıkça bahsetmek istiyorum. Ama yapamıyorum. Neden yapamadığımı bilmiyorum. Utanıyorum belki, yahut yargılanma korkusu herkes kadar beni de ele geçiriyor ve hatta daha fazla, oysa ben de yargılarım insanları ve ortak günahtan payıma düşeni alırım gururla… Korkuyorum belki de. Yazmak biraz da soyunmak gibi biraz.

Yavaş yavaş, bazen hızla, bazen temkinli hareketlerle; her halükarda, kıyafeti çıkarıp atmak cüretkarca bir eylem bence. O cüretkarlıktan yoksun olduğuma inanmak istemiyorum.

Sadece… Hazır değilim galiba.

Bir öykü yazmak istiyorum. Her şeyi ortaya dökecek ama görünmeyecek bir öykü. Herkesin okurken ne anlattığımı anlayacağı ama anlattığım şeyi ispat edemeyeceği türden bir şey; yoğun, dolambaçlı ve dürüst. Mümkünse tabii şayet.

Fakat, yazamıyorum.

Aklıma bir şey gelmiyor.

 

8 Kasım 2023 Çarşamba

aradan sonra.

 

Blog’da şöyle bir gezindim. Bu yıl ne kadar çok şey yazmışım. Ben kötü hissettiğimde yazarım, çizerim; iyi zamanlarda nadiren aklıma bir şeyler gelir ve geleni de pek açığa çıkarmam. Mutluluğum üretkenliğimi baltalıyor mu bilmiyorum. Bunun üstüne düşündüm biraz. Sanırım işin özü şöyle; düşünmek en büyük düşmanım. OKB hastası olunca bu pek tabii normal. Mutlu olduğum anlarda ise en çok düşünmekten korkarım.

Yazmak için ise, elbette, düşünmek gerek.

Eh, yazıyorum işte ve evet, genel bir mutsuzluk var üstümde.

Elden ne gelir?

Sonbaharı hiç sevmiyorum. En sevmediğim mevsimdir hatta, ki yazdan nefret ederim. Ama sonbahar fiziksel koşullarının yanı sıra ruhuma pek de iyi gelmez. Yaz bir hafiflik barındırır, kışın halılar var, bahar ise en büyük aşkım.

Ki bunu hep derim, farkındayım.

Kendimi çoğu zaman gür akan bir derenin ortasında kendine yer etmiş, sivri, suyla kayganlaşmış bir kayanın üstünde durmaya çalışır gibi hissediyorum. Her an kayıp düşecek gibi. Her an ıslanacak, güçlü akıntıya kapılıp bata çıka savrulacak gibi.

Balıklar var derede. Zehirliler. Yuvarlak dudakları yapışınca insan tenine, onulmaz yaralar açarlar. Zihindedir bu yaralarda. Hiç olmadık bir zamanda geçecek bir hayaldir bazısı yahut en karanlık düşüncelerden birinin güle oynaya dansından ibaret bir düşüncedir belki de. Kim bilir? Uzak durmak gerek tüm balıklardan ve balıkları gizleyen yosunlardan.

Ben kayadayım. Bazen kaya olmadığımdan emin olmak için onu şöyle bir yoklarım.

İyice sarılırım önce. Kollarım aşınır. Derim yüzülür. Suçluluk hissi ve kararsızlık, kayanın sivrileşen ucunda yapış yapış; çizse beni, biliyorum, kanıma bulanacak ve sonsuza kadar o kayada kalacağım. Üstelik gizli bahçelerimde yetişen şifalı bitkilerim de yok; ben yalnızca kanarım.

Biraz aradan sonra yazmaya başladım tekrar. Mutsuz olduğumdan mı tekinsiz hissettiğimden mi bilmiyorum. Yine, her zamanki gibi, yazmazsam patlayacak gibi hissettiğimden pek muhtemel.

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...