Bir süredir bir şeyler yazmıyorum.
Birkaç şey değişti sanırım. Ben pek değişmedim ama. Korkularım bir hayli azaldı
ve zihnimin sulh içinde olduğu zamanlar da artıyor. Sanırım şükretmeliyim.
Belki bu yazı da öyle bir şeydir.
Bir kitap yazıyorum. Yıllarca yer yer
kafamı meşgul eden bir hikaye. Zaman zaman kendini kimi şarkılarda ve filmlerde
yahut bambaşka kitaplarda buluyor doğrusu, yazmam için kıvranıyor sanki. Ama
yazamıyorum. Başlamak bir türlü elimden gelmiyor. Ama başladım. Bir süre önce.
Yavaş bir süreç olacağının farkındayım. Elden ne gelir. Güzel şeylerin zaman
istemesi belki de en itirazsız kabullerimizdendir.
Shogun’u bitirdim. Açıkçası çok
güzel bir serüvendi benim için. Sakin, bilinmedik yerlerde yaptığım bir
gezintiydi. Ben Uzak Doğu kültürüne pek ilgi duymam. Anime ve mangalar dışında
Japonlara da pek bir merakım yoktur. Gerçi, ırkçı bir şey söylemek amacı taşımasam
da, zaten bu ikisinin Japonlara ilişkin pek çok şey anlamına geldiğini
söyleyebilirim.
Ne diyordum?
Shogun.
Güzeldi. Anlatının sakinliği ve o
egzotik tonu çok hoşuma gitti. Pek çok kez Japonlara karşı anlamsız sitemlere
giriştiğimi fark ettim. Ağzımdan sıklıkla, “Ne gerek var abi şimdi?” cümlesi
çıktı. -Gerçekten de bazı şeyleri çok gereksiz yere yapıyorlar. Buna onlar
hariç kimse karşı çıkamaz bence.
Ama
Shogun benim için kapı oldu, en çok buna seviniyorum sanırım. Shogun sayesinde
bir sürü film izledim, daha önce hiç izlemediğim ve dahi merak bile etmediğim.
Koca bir kültür ve hatta siyasi dönem, okuması, izlemesi, tüketmesi en keyifli
konu haline geldi. Buna hem şaşkınım hem de seviniyorum.
İş değiştirdim. Her şey bir anda
oldu esasında. Birdenbire. Bir gün, öylece sabahtan işe giderken telefonum
çaldı. Bir akrabamdı arayan. Durumu anlattı, görüşmeyi ayarladı. Gittim. Konuştum.
Kabul ettim. Kabul ettiler. Çıktım. Ofise dönüp bastım istifayı.
Çalıştığım sürece pek çok sıkıntı
çıkmıştı. Bir sürü çirkinlik, söz bozma, gerginlik… Hal böyle olunca istifamı
çok daha başka hayal ettiğimi söylemem gerek. Belki yüze atılan para, çarpılan
kapı yahut ama ne olursa olsun barışçıl olmayan şekillerde… Ve belki de zora
sokarak yapacaktım bunu. Ama hiçbiri olmadı. Söyledim. Karşılıklı teşekkürler
ve vedalar takip etti. Ne tuhaf bir şey insan, en basit zamanlarda bile.
Bilmiyorum. Bazen yanlış
yaptığımı düşünmüyor değişim. Ancak henüz gencim, sanırım. Gençlik riskler için
değilse başka ne içindir ki?
Yani…
Belki de hiçbir şey içindir.
Ben ne olursa olsun, mutlu olunca
daha az yazanlardanım. Bunun sebebi ne bilmiyorum. Biliyorum aslında fakat
tarif edilebilir bir şey olarak görmüyorum esasında. Yaşıyorum. Öleceğim. Sadece
birinin zamanına vakıfım. Ve sürüyor. Haliyle doldurmak, değerli kılmak adına
bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Yaz geliyor. Hazır değilim. Baharın
çiçeklenmesine tanık olmadığımı hissediyorum. Yazın sıcağından gayrı neyini
hissedeceğim ki? Biraz karamsar olduğumu itiraf etmem gerekiyor. Anlamlı
kılamıyorum her anı. Akıp gidiyorlar. Tutamayacağımı biliyor, uzanmıyorum. Beni
ben yapan şeylerin başında coşkunluğumun geldiğini düşünürdüm. Hiç coşkun
hissetmiyorum. Pek az şeye heyecan duyuyorum. Oluyor olanlarda benim için bir
şey yok. Olsun diye uğraşıyorum.
Neyse.
Bir güncük tatil.
Fazla harcamayayım.