“Koca Süleyman bana, Abdi gider de yerine Hamza gelirse, dedi... İşte öyle dedi. Dünyada boş olan, işe yaramaz olan hiçbir şey yok, dedi. Uğraşmak haktır. Savaşmak haktır. Dövüşmek, boş olmaz, haktır, dedi.”
Geçen sene bu zamanlar, yani tam
olarak bu zamanlar değil ama bu zamanların çevresindeki zamanlarda, yine seçime
girmiştik. Eh, malum, sonu büyük bir hüsran. Ama hatırlıyorum. Heyecanımı,
coşkumu, inancımı ve gerçekleşeceğinden, daha doğrusu gerçek bir şeyler elde edeceğimize
olan umudumu hatırlıyorum. Zerre kuşkum yoktu. Emindim. Güçlüydüm.
Hayal kırıklığı çok sert bir şey.
Çarpıyor, yere seriyor ve sanki öylece yoluna devam etmiyor. Hayır, bir süre
üstünüzde tepinmese olmaz…
Tabii hemen toparlanmaya
çalıştım. Tekrar bir güç bulmaya çalışmak belki de en zoru. Şöyle böyle bir
şeyler başardım. O zamanlar attığım sabit tweet’im hala Twitter profilimdeki
sabit tweet’im. (Evet, hala Twitter.)
Bir iki hafta. Daha ateşli, daha
inançlıydım. Sonra… Yitti. Biraz uzaklaştım. Hayal kırıklığım sadece sonuca
ilişkin değildi zira, davranışlara ilişkindi de aynı zamanda. Hayal kırıklığına
uğratılmıştım desteklediğim insanlar tarafından. Ve bunu unutmadım. Küskünlük
baş gösterince insan grup yorum şarkıları dinleyerek kolay kolay alevlenemiyor
tekrardan. Küskünlüğün hayal kırıklığından daha şiddetli olabileceğini o zaman
anladım.
Zaman geçti. Umudum da yoktu. Yerel
seçimler geldi. Kendini sol sanan ama uzun bir süre sağa kaymaktan başka bir
şey yapmayan partiye oy atmamaya kararlıydım. Ki atmadım da. (Büyükşehir hariç
gerçi.) Gerisinde pek bir şek
beklemiyordum.
Sonra yine 2019’daki gibi
beklenmedik zaferler geldi üst üste. Çok fazlaydılar. Mucizeydiler. Hatırlıyorum;
2019 zaferinden sonra Beşiktaş sokaklarında dans eden insanları gördüğümde
sosyal medyada, burnumda yaşamadığım bu ortamın özlemi tütmüştü. İstanbul’da değildim
o zamanlar.
Yıl 2024. İstanbul’dayım.
Öncekinden daha büyük bir zafer kazandık. Ancak o kadar sönmüşüm ki, hayalini
kurduğum şekilde sevinemedim bile. Şaşırdım kaldım. Coşku her yerimdeydi ama
harekete geçirecek bir odağı yoktu. Yine de, tam manasıyla hakkını veremesem
de, bu şekilde kazanmak harika bir histi.
Ve ben tekrar umut doluyum.
Bugün bunun üzerinde düşündüm. Bu
da bu topraklara has bir şey. Ümitsizliğe düşmek ve bir daha benzer
hissedemeyeceğini düşünmek… Sonra tekrar ümitlenmek ve eskisinden de gür bir
ateşle solumak…
Sevindim. Çok sevindim. Haz duydum.
Gurur duydum.
Sonra Van olayları oldu. Hızla.
Şaşırmadım. Bekliyordum zaten bir şeyler, fakat bu denli hızlı ve ayyuka çıkan
bir alicengiz oyunuyla yapılması ve ve ve hiç utanılmaması biraz şaşırmadı
desem yalan olur. Ben üç ay sonra falan bekliyordum.
Ne oldu? Halkın yetkisi gasp
edildi. Aleni bir şekilde. Kaygısızca. Kudurmuş bir şekilde değil ama alışmış
bir halde. Alışmak. Bu topraklar umuda da gebe, haksızlığa da. İnsanların bir
döngü haline gelmiş haksızlıklara alışmasına şaşmamak gerek. Ama, evet, yine,
bir kez daha ama; bu topraklar direnmeye de gebe. Alışan halkların direnci de
bir başka oluyor bence.
Van halkı da öyle direndi. Haklı
bir direnişti.
Ben, İstanbul’da, oturduğum yerde
kızdım durdum. Ne olacaktı? Geri adım gelecek miydi? Gelmeseydi ne olacaktı?
Alışmayacak mıydık? Ben bir şey yapacak mıydım? Ben ne yapabilirdim kendimi
çaresiz görmekten gayrı?
Çok fazla düşünmek, haksızlık
karşısında bir boka yaramıyor.
Van halkı fazla düşünmedi.
Hakkını savundu korkusuzca. Birkaç şarlatanan diline pelesenk olduğu şekilde;
zulme karşı mukavemet gösterdi. Ve haklı direnişinin sonucunu aldı. Bir haftada
iki kez kazandılar. İlki müthişti, ikincisinin gerekmesi ne denli acı olsa da, ilkini
de gölgede bıraktı.
Zulme karşı, haksızlığa karşı direnmenin
nasıl hak olduğunu ve sonuca ulaşabileceğini tekrardan gösterdi. Gurur duyuyorum. Bir kez daha; Koca Süleyman’ın da dediği gibi, dövüşmek boş olmaz, haktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder