28 Aralık 2023 Perşembe

pek muhtemel yılın son yazısı

Bu yıl 67 yazı yazmışım. Bununla beraber 68 oluyor. Bu metin, pek muhtemel bir şekilde 2023 yılının son yazısı. Belirtmek gerekiyor ki hayatım boyunca “blogger”lık olarak ele aldığımızda bu kadar verimli geçirdiğim bir başka yıl olmadı ve yine, pek muhtemel, olmayacak. 

Eskiden yazarların hayatına ilgi duyardım. Sevdiklerimin hayatlarına özellikle. Belki bir benzerlik yahut öneri bulabilirim ve yazmak için şevkle dolarım diye umuyordum. Ursula, Tolkien, London hatta bir ara sevmesem dahi üretkenliği ile tanıdığımız King ve Sanderson… Hepsine baktım. Aradığımı bulamadım. Fakat garip bir şekilde, Türkçe edebiyata eser vermiş yazarların ortak bir söylemini yakaladım Gerçi bu söylem evrensel; yabancılarda da sık sık rastlıyorum: Yazmasaydım çatlardım. 


Yazmak bir kurtuluş muhakkak, amansız günlerde. Biraz köşeye de sıkışmak lazım geliyor. Bir keresinde, Şemdinli’de yaşarken henüz ben, büyük kuzenlerimle bir akrebi çevrelemiştik. Sanıyorum uhu kullanarak etrafını çizmiş ve sonra ateşe vermiştik. Akrep kendini sokacak mı diye merak ediyorduk elbette yahut işte, bilirsiniz, saldıracak mı bir anda, ateşlere dalacak mı? Akrep ne yapacaktı? Kuşkusuz heyecan verici bir deney ve deneyimdi. Ancak hatırlamıyorum. Akrebin etrafında oluşturduğumuz çemberi ve o çemberi ateşe verişimizi net bir şekilde gözlerimin önüne getirebiliyorum. Ama sonrası hatıramda yok. 


Şimdilerde, bir şeyler yazmadan hemen önceki o delilik, çaresizlik ve bunalmışlık halinde kendimi sıklıkla o akrebe benzetiyorum. Etrafımda ateşler yakılmış, izleniyorum. Kendim tarafından hem de. Ne yapacağım? Ne yapabilirim? Yazabilirim, elbette. Fakat yazmak ne burada? Ateşe dalmak mı? Yanmak mı  yoksa hızla hareket edip kaçıp gitmek mi? Hapisten kurtulmak? Yoksa kendi iğneni büyük bir zarafetle kendine batırmak mı? Hiçbiri belki de… Hala bir cevabım yok. Ama oradayım. Sık sık, o köşede, uhudan bir çember içinde, sıkışmış, tehdit edilmiş ve gözlenir bir korku içindeyim. 


Bu yüzden neyi simgelediğini bilmemekle beraber bu yıl bu kadar çok yazdım. Başka çarem yoktu. Fazlasıyla uzun bir yıldı bir de. Bunu ayrıca belirtmem iyi olacak. Arkadaşlar edindim, arkadaşlar kaybettim, kalbimi paylaştım, kalbimi kendime sakladım, ha, askere gittim geldim, iş değiştiremedim, birkaç hayalimi gerçekleştirdim ve hayalim olduğunu sandığım birkaç şeyin de hayalim olmadığını anladım… Geçen gün BFF’mle konuşunca farkına vardım: Geçen yıl, bu yıl için dilediğim şeylerin yarısından fazlası gerçek olmuş. Bu iyi bir oran. Yılbaşı gözler kısılarak edilen niyetlerimin ise tamamına sahibim. Bu konuda ne diyebirilim? Hiçbir şey. Bazılarını istemiyormuşum. 


Midem bulanıyor. 

Kendimi bildim bileli geniş zamanlar hayal edenlerdenim. Telaşsız yılların aşığı, tutarsız bir avanağım. Geniş zamanlarım vardı bu yıl, ne yapacağımı pek bilemedim. 

Hayat son derece kavisli ve yokuş yukarı. Canım sıkılıyor. Çiçeklere uzun zamandır bakmıyorum.


11 Aralık 2023 Pazartesi

yirmi beş

 

Günün anlam ve önemine binaen bir şeyler yazmam gerekiyormuş gibi geldi. Ne yazacağım hakkında ise pek bir fikrim yok. Yirmi beş… Garip bir yaştı. Geçen gün arkadaşım sordu; yirmi beşince yaşın kaç yaş gibi geçti diye. Üç, dedim. Sahiden de üç koca yıl geçmiş gibi bir yaştı benim için.

Geçen yıl bu zamanları düşünüyorum. O zamanlar çok mutsuzdum şimdi çok mutluydum gibi bir karşılaştırma içinde debelenmeyeceğim. O zamana dair mutsuzluklarım ve her şeye rağmen mutluluklarım vardı. Şimdi ise şimdiye dair mutsuzluklarım ve mutluluklarım var. Gerçi mutluluklarımın sayısı çok daha fazla, orası bir gerçek.

Hayatım boyunca pençesinde kıvrandığım azılı düşmanım, yirmi beş yaşımda ete kemiğe bürünüp karşıma geçti. Kitaplarda okuduğum gibi destansı bir mücadele içine giremedim. Ve dürüst olmak gerekirse pek de havalı sahnelerimin olmadığı bir filmdi. Ancak yine de savaşlarım çetindi. Önemlerini, hissettirdiklerini küçümsemeyeceğim.

Yirmi beş, pek de beklediğim gibi geçmeyen bir yaştı. Geçmiş olması bile yer yer şaşırtıcı hissettiriyor. Gerçekten, geriye dönüp bakında, geçen bir yıl, çok uzunmuş ve çok yavaş geçmiş gibi geliyor. Yılın başını hatırlamıyorum. Neler yaptığımı ve neler yapmayı planladığım hakkında en ufak bir fikrim bile yok. Sözgelimi: üretmek konusunda verimli, fakat tüketmek konusunda son derece verimsiz bir yıldı. Bu iyi bir şey mi? Böyle mi ummuştum? Hatırlamıyorum.

İnsanın ne istediğini bilmesi büyük bir lüks. Ne hissettiğinden emin olmak ve kötü bir his dahi olsa kaygısız, doğrudan o hissi yaşamak gerçek zenginlik. Bu yıl fakirleştim. Sahiden, geçen canım meyve suyu istedi ve cebimde ne istediğimi bilmelerim yoktu. 

Gerçi biriktiriyorum. Ben de zengin olacağım.

Bu yıl kendimi çok fazla şey için zorunda hissettim. Bir sürü zorundalık için ise kaygılara kapıldım. Pek azı gerçekleşti, gerçekleşenler ise beklediğimden sertti. Fakat yine, zaman değirmeni devam etti, ediyor, edecek. Başka yıllarım da gelir gibi; ölmezsem. Nedense hep uzun yaşayacağımı düşünmüşümdür. 

Buraya bir şeyler yazarken en çok mahremiyet konusunda sınanıyorum. İçimden geçenleri olduğu gibi yazamıyorum. Yirmi beş yaşım başlarda kötü, sonlara doğru güzel geçti. Bir garip olgunluk hali başıma gark oldu. Çok daha fazlasını yazmak isterken her şeyin bununla özetlenebilir olmasını ister istemez seviyorum. Bir açıdan bakınca da buna kurtuluş diyebilirim, sanırım.

E tabii, ayrıca belirtmem gerek: İliklerime kadar seviyor ve sevildiğimi hissediyorum. Bunun için çok şanslıyım. Dostlarımı daha çok seviyorum. Sevgilim ise beni dünyanın en şanslı insanı gibi hissettiriyor. Yanında olmak huzurlu. Aradığım huzuru bulmuş olmakta tuhaf bir ezgi duyuyorum.

Ve hayatımın kalanında yalnızca kendi payıma düşen kısımlar için heyecanım da yok kaygım da. Yaşayacağım.

Paylaştığım kısımlar için ise bir hayli heyecanlı ve kaygılıyım. Ummaktan ve yaşamaktan başka bir şey gelmiyor elimden. İyi şeyler umarak yaşayacağım.

Neyse, bu kadar. Belki de bir şeyler yazmam gerekmiyordu. Yine de yazdım. Yirmi beş bitti. Yirmi altı da bitecek. 

6 Aralık 2023 Çarşamba

karamsar bir çorba

 

Kendimi soyutlanmış hissediyorum. Bir his var içimde. Hayır, içimde değil, dışımda. Sanki o his çerçevesinde sıkıştım kaldım. Korkuyorum. Karar vermek mi korkutan yoksa verememek mi bilmiyorum. Gerçi, sanırım ikisi de aynı şey.

Eskiden sorunum olduğu zamanları düşünüyorum. Ve galiba o zamanları biraz özlüyorum. En kötülerini dahi. Zira o zamanlar sorun ne kadar kötü olursa olsun, ne olduğunu biliyordum. Nasıl mücadele edebileceğimi bilememek bile sorun değildi. Sorunu bilmek… İnanılmaz bir lüks gibi geliyor.

Sıkışmış, hareket edemez gibiyim. Bitki kadar bile canlı hissetmiyorum. Zaman nasıl geçiyor ve en ihtiyacım olan anlarda neden hiç geçmiyor anlamıyorum. Beynimin arkasında, ekseriyetle orta bölümünde bir katman var sanki. Metal bir kaplama gibi. Hiçbir şey dışarı çıkmıyor ve hiçbir şey içeri girmiyor. Kendi içinde kaynayan tuzsuz bir çorba sanki. İçemiyorum da.

Bir beklentim yok. Enerjim yok. İçim boş. Yetersiz ve daim hissediyorum.

Bundan on yıl sonra ne olacak hiçbir fikrim yok. Bu beni korkutmuyor da. Keşke on yıl sonrasından korkabilsem. Belki korkuyla bir şeyler yapabilirdim. Korku geçmişte pek çok şey yaptırdı bana. Oysa şimdi, korkamıyorum. Tek korkum sıkıştığım bu histen çıkamamak. Fakat bu korkunun da bir faydasını görmüyorum. Eskiden korkmayı severdim bu yüzden, artık sevmiyorum.

Hatta tuhaftır, korku içeriklerini dahi tek başıma tüketebilir hale geldim. Önceleri başkalarıyla birlikte dahi tüketemez, istemez, sevmezdim. Ancak şimdi, bazen, içime bir heyecan oturuyor ve o heyecan iyi hissettiriyor. İyi hissettiren ufak şeylerin peşinde debeleniyorum.

İnsan çoğu zaman bazı şeylerin değişmesiyle, belli şeylerin olması yahut olmamasıyla, kimi boşlukların dolmasıyla mutlu olacağına inanıyor. Zaman geçiyor. Şanslıysa –ve belki de şanssız- bu değişimler de gerçekleşiyor. Başka bir yere taşınıyoruz. Yer değişiyor; mekan, iş, insan, ruh… Fakat esasında hiçbir şey değişmiyor. Beklenti hayal kırıklığına bulanıyor ve hiçbir zaman yürünmeyecek diğer yol, ayak yahut tekerlek izlerine kapılmadan, çimenlere sarınıp öylece duruyor. Kim bilir belki de yas tutuyor.

Sanırım o yolun her zaman olacağını ve her zaman yürünmeyeceğini ve sırf bu yüzden her zaman yas içinde kıvranacağını anlamaya başlıyorum.

O zaman mutluluk nerede hiçbir fikrim yok.

Boşluğu ne dolduracak?

 

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...