Mutluyum. Şayet otobüs durağının hemen yanındaki rögar kapağının küçük ceplerine dolan suyu içersem, belki daha mutlu olurum. Yağmur yağmış. Yağsın. Geceden ıslak sokaklarda pati izleri var. Mutluyum. Hayatımda ne tür izlerin olduğunu düşünmek istemiyorum. Fakat otobüs beklerken ve belki de olmadık yerlerde biriken suların tadını merak ederken, bu tür düşüncelerin zihnimde ansızın peyda olduğunu da iddia edemem. Mutluluğumdan sual olunmaz.
Kahvemi yudumlarken, caddeden, hayır sokaktan, hem de hemen önümden biri geçti. Telefonla konuşuyordu. "Orada mısın, güzel insan?" diye sorduğunu duydum. Cevap kulağıma çalınmadı. Orada mıydı? Güzel insan? İnsanın ararken yalnızca hedefe odaklandığı ve bu sebeple diğer her şeyi kaçırdığı bir gerçek. İçten içe yaşadığımı, kapıldığımı, hapsolduğumu bildiğim bir gerçek. Evet, mutluyum.
Dönüp dolaşıp aynı yere geldiğini, yolun tam neresinde fark ederse bir fayda görür insan? Başında ediyorum, ortasında ve dahi sonunda da. Bir şey değişmiyor. Nedir kaçırdığım?
Görünür olma isteğinin aç kokan, kederli, mahmur, sapık hissi içimde. Yıllardır bu böyle. Bir sokağa bakarken sadece tek bir açıdan bakmaktan başka bir şey öğrenmedim. Ve öğrendiğim şeyleri kullanmakta aslında bir o kadar beceriksizim. Buna rağmen neden böyle oldu? Ezberimdeki düşünce şablonları işlevlerini yitirdi yitireli sanki yaşamıyorum. Mutluyum.
Hava soğuk. Üşümüyorum. Üstümde bir dinginlik var. Hissediyorum. Şayet aklımdaki tam takır yazabildeydim, huzurlu da olurdum. Biliyorum. Belli bir yaştan sonra hayatın geldiğimiz herhangi bir yerinde bilmenin hiçbir şey değiştirmediğini gördüm. Ve işler planlandığı gibi gitmediğinde kapılan çaresizliğin kurtarıcılığına da şahit oldum. Hiçbir şeyin değişmezliği orada da ensemden tuttuğu gibi yakaladı beni. Ne yapsam bırakmıyor.
Mutluyum. Değilim. Olabilirim. Beceriksiz hisler yumağıyım. Çukurum. Her şeyin başka türlü olması halinde yine de mutluluğa bir garantör bulamayacağımın farkındalığı içindeyim. Tam da bu noktadan nereye bir doğru çizebilirim? Bilmiyorum.