12 Ağustos 2026 Çarşamba

özlem.

Özlem her yanımda. İçimde. Beynimde. Gözlerimin arkasında. Bazen izliyor. Plastik sandalyelerin kırık kolluklarında kendisini buluyor. Sarı otların kolay tutuşması onu korkutuyor. Dalgalar bir ayna gibi, düşmanca, dostça, hoyratça üstüne geliyor. Kaçışıyoruz. Ben. Özlem. Evet, özlem kaçıyor. Kulaklarımda şimdi. Tanıdık bir seste buluyor kendini. Tanıdık bir ses her yerde. Mide gurultusu, içten bir kahkaha, küçük bir kemirgenin zorlukla duyulan hızlı adımlarında.


Kalbim ne ilk ne de son adresi. Vicdan yükü içinde, kasılmalar ve kasılmaları terk ederse diye peyda olan korkular içinde. Özlem de orada. Benden ayrı, benimle. Benim kadar kararsız, benim kadar kadarlı. Ve korkak en az benim kadar.


Dün havluma bir uğur böceği kondu. Elime aldım. Benim üstüme konmuş sayılır mı? Özlem uğur böceğinin beneklerindeydi. Gördüm. Uçmasını istedim. Uçmadı. Üfledim hafifçe, kıpırdamadı. Güçlü üfledim, savruldu. Yere düştü. Uğurum ters teper diye korktum. Belki biri ezerdi? Ben suçlu olur muydum? Özlem ne düşünürdü? Baktım. Orada göremedim. Şimdi sadece uğur böceği vardı. Özlem yerine, içime, iliklerime, şüphenin hemen yanına dönmüştü bile. 


Bedenimde daha çok dolaşmasını istediğim zamanlar var. Tırnaklarımın uçlarında dahi hissetmek istediğim zamanlar. Bazen hiç hissetmiyorum. Tedirginlikle arıyorum. Bulamıyorum. Özlem tamamen gittiğinden mi yoksa yeterince anatomi bilgisine sahip olmadığımdan mı bulamıyorum, bilmiyorum. Bazen özlemi bilmediklerimde buluyorum. Bana gülüyor. Gaipten, gelecekten, henüz görülmemiş yıldızların altında, susuzlukla dilenen esintilerin üstünden, zihnimden. 


Özlem bir orada bir burada. Benimle ve bensiz. Ruhu dargın. Vurdumduymaz tavırları. Zaman zaman da içten. 


Özlem benden nefret etmiyor zannımca. Zamana düşman olduğunu biliyorum gerçi. Zamana ben de düşmanım. Hiç zamana düşman olmayanlardan olmadım. Özlemden benim olduğu için mi hasımlarıma hasım? 


Bu dünyada benim olan ve benim olmayanlarla yaşadığımı biliyorum. Vaktiyle benim olup da kaybettiklerimden de haberdarım. Kaybedilenler arasındakileri hiç unutmuyorum. Özlem kaybedilenler arasında değil. Olmasını çok isterdim. 


Özlem yanımda. Yazdıklarımı okuyor. Bir an sonra gidecek. Tekrar geleceğini biliyorum. Günler gelip geçecek, hava soğuyup, bulutlar hakimiyetini ilan edecek. Sonra yağmur yağacak. Yağmurdan sonraki karı beklerken, farkında olmadan özlemi de bekleyeceğim. Gelip gelmeyeceğini bilgisine şimdi sahip olmadığım gibi o zaman da sahip olmayacağım. 

4 Ağustos 2026 Salı

kar altında.

Kış. Kar altında sokaklar. Kaldırımlar buz tutmuş. Devler düşüp duruyor. Kaydıkları yerlerde geniş sulaklar kalıyor. İrice kar taneleri o sulakların üstüne düşüp, onları tekrar sert, soğuk buzlara çeviriyor. Beyaz buzlar güneşin altında parlıyor. Geceden yağan yağmur beslemiş hepsini, sonra kar köklerini ekmiş ve şimdi hepsi, uyum içerisinde, birlikte, kol kola, sarılarak, oynaşarak, öpüşerek duruyorlar. Yağmurdan sonraki kar, iri iri, usul usul, zamansız ve kaygısız, yağıyor.

O yokuşun başında. Aşağı inecek. Hedefini uzaktan görebiliyor. Yokuşun sonunda kaldırım sekteye uğramış, arkada kalan günlerin birinde bir araba yoldan fırlamış, araba fırlayınca uzun zaman önce oraya yerleştirilmiş pek de doğal olmayan taşlar, yerinden uçarak doğaya, yolun kenarındaki taş ve toprak içine süzülmüş. Eğer zamanında varırsa yokuşun sonuna, yerinden çıkmış taşların yerinde var olan toprağa ulaşırsa, oradan ufuktaki ormana, çiğ taneleriyle bezeli yaprakların altına gidebilir belki.

Belki.

Bir kesinlik görmeyi uzun zaman önce bıraktı. Yol da pek çok hadise yaşanabilir. Öğrendi. Karnı aç şimdi. Tek derdi yapraklara ulaşmak ve bir güzel kahvaltı edebilmek. Artık vaktini böyle şeyler için harcıyor zaten. İçi çok uzun bir süredir sessiz. Zihninin derinlerinde unuttuğu şeyler var. Nerede olduklarını biliyor. Ancak gitmeyecek yanlarına, bulup çıkarmayacak, hatırlamayacak.

Kış. Kar. Kar altında sokaklar. Kayıyor. Buz tabakası onu kucaklıyor. Ne hızlı ne de gereğinden fazla yavaş. Olması gerektiği gibi; rüzgar ancak hafif bir esinti kadar.

Devler gelip geçiyor. Henüz üzerine inen şimşekler yok. Onu fark edebilen de yok. Fark edilmezlerin içinde yaşayan bir tek kendisiymiş gibi hissediyor.

Bir zamanlar yaşadığı bu günleri düşlediğini anımsıyor. Tanıdık düşünce, zihninin derinlerinden o davet etmeden çıkageliyor. Neden şimdi? Düşüncelerin o davet etmeden gelmesinden nefret ediyor. Kısa hayatında öğrendiği tek şey ise, davet edilmeden gelen düşüncelerin kovulmaması gerektiği gibi.

Buzun yer yer pürüzlü yüzeyi altından kayıp geçerken, bugünde farklı olan şeyin ne olduğunu düşünüyor. Neden bugünü düşlemişti vaktiyle? İyilikten mi? Vaktiyle bugünden ne umduğunda dair en ufak bir fikri yok. Ummanın da mutluluk gibi kaybedilenler arasında olduğunu biliyor. Kaybedilen şeyleri yeniden bulmaya ise hiç hazırlıklı değil.

Yanında koca bir şimşek çakıyor. Buz parçalanıyor. Buz parçalanınca altından soğuk su fışkırıyor. Islanıyor. Hızlanıyor. Kış. Kar. Sokakta, kimsenin fark etmediği bir umut, son sürat aşağı kayıyor.

Hızlı hareketler tabiatına uzak. Nasıl yönetileceğini bilmiyor. Hızlı düşüncenin yanında günahı getirdiği söylenir. Bu, en sevmediği inançların başında gelir. O inanmaz. İnançlı birinin sahip olduğu tüm korkulara sahiptir. Kar altında ve buz üstünde öylece kayarken, başına bir şimşek düşmesinden titrercesine korkar.

Başına bir şimşek düşmüyor. Kayıyor. Hızlanıyor. Yavaşlıyor. Karın tadını alabiliyor. Eski günleri koklayabiliyor. Bir gülüşün tınısı hala kulaklarında. Bir sevgi sözcüğü davet edilmeyenler arasında. Göçmek henüz arkasında yahut tam önünde. Soluduğu kadar korkarken, yolun sonuna, yerinden fırlamış kaldırım taşının, pek de yerinde duramayan eski dostunun hemen üstünden toprağa ulaşıyor.

Soğuk.
Kış.
Kar altında sokaklar.
Buz tutmaktan çamura bulanamamış topraklar seviyor. Yaşama sebebi belki de onlar. Yapraklar şimdi çok daha yakın. Guruldayan bir karnın sesi, fark edilmeden esintilere karışıyor. 

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...