24 Haziran 2018 Pazar

umut


Umut tuhaf bir şey.
Her halde hakkında bu kadar farklı düşünülen az şey vardır. Kimine göre yaşam sebebidir, kimine göre çileyi uzatır; kimine göre her zaman olması gerekir, başarıya ulaştırır, kimine göre gereksizdir, hayal kırıklığına uğratır ve öyle ki, gerçekçilikten uzaklaştırır.
                Yaşı geçkinler için umut etmek daha zordur, onlar umutla küsmüşlerdir. Gençler ise yeni tanışmıştır. Umut onlara güç verir, eski başarısızlıkları hatırlatmaz. Gerçeği kaçırmaları mümkündür tabii; fakat bu kötü bir şey değildir.
                Gerçek bize ne vaat ediyor? Geri çekilmelerden, korkulardan, umutsuzluktan başka? Gerçek bize kendini değiştirmemeyi vaat ediyor. Suratımıza sertçe vuruyor, bizi sarıyor, hareket etmemizi ve bir noktada nefes almamızı, yaşamamızı engelliyor. Oysa gerçek değiştirilebilir. Bunu da sadece umut sağlar.
                Umut edin, asla küsmeyin. Çünkü bir şeylerin değişme ihtimali her zaman var. O ihtimal ne kadar küçük olursa olsun ve kaçıncı denemede gerçekleşirse gerçekleşsin, ona ulaşmamızı sağlayacak olan umuttur.
                Ölürken, hemen o son saniyede dahi, yaşamak umudundan vazgeçmemek, en soylu erdemdir.

8 Haziran 2018 Cuma

düşümde

Düşümde kıyılardayım. Bodrum kıyıları... Martılar var, güneş gülümsüyor, denizin kokusu enfes. Birkaç balıkçı görüyorum, balık tutmaya gidiyorlar, selamlaşıyoruz. Beni tanımıyorlar, ben de onları tanımıyorum. Çok şey değişmiş, en son ne zaman gelmiştim buraya, hatıramda kalmamış.

Yine aynı yerdeyim. Güneşin iki yelkenli arasından doğduğu, bulutsuz gökyüzünün ortalandığı, kıyının en güzel yerinde. Yine yalnızım. Derdim yok, her şey güzel, ama yalnızım.

İzmir'deyim. Sokaklar kalabalık, insanlar mutlu, ne güzel aralarında dolaşmak ve paylaşmak o mutluluğu. Gecenin bir saati. Umursamazca ve neşeyle, belki biraz da şımarıkça yürümek ve selam vermek ne güzel olurdu!

Düşümde balkondayım. Yalnızım. Önümde bir kitap, aklımda kendi kitaplarım, yazmayı düşlüyorum. Bunu konuşma hayali çok güzel geliyor. Mum ışığının değdiği tek insan olmamak ne kadar da poetik?
Bundan mıdır bu kadar zor olması?

Düşümde yalnızım, tutarsızım, sabırsızım. Sitem ediyorum, bağırıyorum. Açıkçası; düşümde saçmalıyorum, çünkü bir tek düşümde yapabiliyorum.
Kendimi dinlerken.

3 Haziran 2018 Pazar

Açlar, Deliler, Yitikler

İnsanlar açtır. Daha fazlasını her daim isterler. Doymak bilmezler. Yemek içindir bu açlık, hava, su içindir, bir başka insan içindir, şehvet içindir, yaşam içindir.

Bir de hiç tatmamış olanlar vardır. Bunlar hayalde kurmamıştır hiç, çünkü hayal kuranlar dahi, bir noktada, tatmışlardır. Bir kadında bulunan huzuru tahayyül edebilirler, şarabın tadını düşleyebilirler, hiç yemedikleri yemekler ile doyabilirler. Aç karınları guruldarken, gözleri hoşnutlukla kapanmıştır. Hayalinde, dünyanın en lezzetli yemeğinden bir lokma almakla meşguldür. Bir örtü görevi gören göz kapaklarından heyecanla oynayan gözleri belli olur. Bedeni, usulca, istemsiz hareketlerle teprenir, uzandığı yerde kıpırdanır, yaslandığı yere daha bir dayanır, gerinir, rahatlar. Böylece doyuma ulaşılır. Hayal ile yaşayanlar için durum budur. Fakat konumuz o deliler değil bugün; bir de hayal etmeyenlerden söz etmiştik.

Yitmiş bir umuttur sebep olan, yoksa bir insan neden hayal kurmasın? Hiç bakmamaktır sebep, kör olmaktır, yoksa bir insan neden hayal kurmasın?

Bir adam vardır. İşçidir. Sabaha karşı çıkar evinden, güneş doğmamıştır, kuşlar yoktur, böcekler ses vermez. Bir inşaatta çalışır, birilerine yuva yaparlar, bu iyimser hayalle çalışmazlar gerçi, alacakları iki kuruştur onlara güç veren. Bundan da normal bir şey yoktur aslında. Evde iki çocuk vardır, üstelik biri hastadır pek muhtemel, başka türlüsüne rastlanmaz pek. Hayat az vermeyi sevmez. Umut ise unutulmuştur. Adama döndükmü yorulduğunu görürüz, elleri kanarken görürüz, elleri yokken görürüz, güneşe bakarken görürüz, yanarken görürüz. Doğrusu bu ya; baktığı tek şeydir güneş.
Yitmiş karısına bakmaz, gülmeyen çocuklarına bakmaz, kıytı bir mahallede, iki gecede dikilen döküntü evini nasıl bulduğunu, doğrusu kimse anlamaz. O, yalnızca güneşe bakar ve o kadar uzun bir zaman boyunca bakmıştır ki, gözleri bozulalı çok olmuştur. Fark etmemiştir, çalışmaya devam eder. Taşır, yapar, yıkar, çeker, iter, ne yapması gerekiyorsa yapar. Sonra iş biter, içecek bir şişe suyu varsa ne güzel, oh bir de sigara buldumu -bulmayı ummaz- bayramdır. Kısa sürer gerçi ama yine de bayramdır.

Eve dönüşte hayalini kuracak bir yemek görmesi imkansızdır. Başını kaldırıp etrafına bakmaz, boynu eğiktir. Ah, diye hayıflanır, şu tuğlaların hepsini taşımak ne zordu, der. Halbuki keşke taşımasaydım demez, başkasının taşınmasını düşlemez, dedim ya, bazıları hiç hayal kurmaz.

Onları anlamak zor, fakat bu onların umurunda olmaz. Onlar yitiklerdir, delilik ise yitirdikleridir.

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...