İnsanlar açtır. Daha fazlasını her daim isterler. Doymak bilmezler. Yemek içindir bu açlık, hava, su içindir, bir başka insan içindir, şehvet içindir, yaşam içindir.
Bir de hiç tatmamış olanlar vardır. Bunlar hayalde kurmamıştır hiç, çünkü hayal kuranlar dahi, bir noktada, tatmışlardır. Bir kadında bulunan huzuru tahayyül edebilirler, şarabın tadını düşleyebilirler, hiç yemedikleri yemekler ile doyabilirler. Aç karınları guruldarken, gözleri hoşnutlukla kapanmıştır. Hayalinde, dünyanın en lezzetli yemeğinden bir lokma almakla meşguldür. Bir örtü görevi gören göz kapaklarından heyecanla oynayan gözleri belli olur. Bedeni, usulca, istemsiz hareketlerle teprenir, uzandığı yerde kıpırdanır, yaslandığı yere daha bir dayanır, gerinir, rahatlar. Böylece doyuma ulaşılır. Hayal ile yaşayanlar için durum budur. Fakat konumuz o deliler değil bugün; bir de hayal etmeyenlerden söz etmiştik.
Yitmiş bir umuttur sebep olan, yoksa bir insan neden hayal kurmasın? Hiç bakmamaktır sebep, kör olmaktır, yoksa bir insan neden hayal kurmasın?
Bir adam vardır. İşçidir. Sabaha karşı çıkar evinden, güneş doğmamıştır, kuşlar yoktur, böcekler ses vermez. Bir inşaatta çalışır, birilerine yuva yaparlar, bu iyimser hayalle çalışmazlar gerçi, alacakları iki kuruştur onlara güç veren. Bundan da normal bir şey yoktur aslında. Evde iki çocuk vardır, üstelik biri hastadır pek muhtemel, başka türlüsüne rastlanmaz pek. Hayat az vermeyi sevmez. Umut ise unutulmuştur. Adama döndükmü yorulduğunu görürüz, elleri kanarken görürüz, elleri yokken görürüz, güneşe bakarken görürüz, yanarken görürüz. Doğrusu bu ya; baktığı tek şeydir güneş.
Yitmiş karısına bakmaz, gülmeyen çocuklarına bakmaz, kıytı bir mahallede, iki gecede dikilen döküntü evini nasıl bulduğunu, doğrusu kimse anlamaz. O, yalnızca güneşe bakar ve o kadar uzun bir zaman boyunca bakmıştır ki, gözleri bozulalı çok olmuştur. Fark etmemiştir, çalışmaya devam eder. Taşır, yapar, yıkar, çeker, iter, ne yapması gerekiyorsa yapar. Sonra iş biter, içecek bir şişe suyu varsa ne güzel, oh bir de sigara buldumu -bulmayı ummaz- bayramdır. Kısa sürer gerçi ama yine de bayramdır.
Eve dönüşte hayalini kuracak bir yemek görmesi imkansızdır. Başını kaldırıp etrafına bakmaz, boynu eğiktir. Ah, diye hayıflanır, şu tuğlaların hepsini taşımak ne zordu, der. Halbuki keşke taşımasaydım demez, başkasının taşınmasını düşlemez, dedim ya, bazıları hiç hayal kurmaz.
Onları anlamak zor, fakat bu onların umurunda olmaz. Onlar yitiklerdir, delilik ise yitirdikleridir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi
Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...
-
Akşamüstü. Cuma yahut perşembe. Saat neredeyse altı olmuş. Mesai bitmemiş ama bitirdim. Yerimden kalktım, vedalarımı ettim, asansöre yöneldi...
-
Sanki bir şey olacak. Sanki bir esinti, belki bir titreme olacak. Bir şey hissedeceğim. Beklediğim türden. Sanki bir elimi kaldırsam, rüzga...
-
Özlem her yanımda. İçimde. Beynimde. Gözlerimin arkasında. Bazen izliyor. Plastik sandalyelerin kırık kolluklarında kendisini buluyor. Sarı ...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder