Kendimi
soyutlanmış hissediyorum. Bir his var içimde. Hayır, içimde değil, dışımda.
Sanki o his çerçevesinde sıkıştım kaldım. Korkuyorum. Karar vermek mi korkutan
yoksa verememek mi bilmiyorum. Gerçi, sanırım ikisi de aynı şey.
Eskiden
sorunum olduğu zamanları düşünüyorum. Ve galiba o zamanları biraz özlüyorum. En
kötülerini dahi. Zira o zamanlar sorun ne kadar kötü olursa olsun, ne olduğunu
biliyordum. Nasıl mücadele edebileceğimi bilememek bile sorun değildi. Sorunu
bilmek… İnanılmaz bir lüks gibi geliyor.
Sıkışmış,
hareket edemez gibiyim. Bitki kadar bile canlı hissetmiyorum. Zaman nasıl
geçiyor ve en ihtiyacım olan anlarda neden hiç geçmiyor anlamıyorum. Beynimin
arkasında, ekseriyetle orta bölümünde bir katman var sanki. Metal bir kaplama
gibi. Hiçbir şey dışarı çıkmıyor ve hiçbir şey içeri girmiyor. Kendi içinde
kaynayan tuzsuz bir çorba sanki. İçemiyorum da.
Bir
beklentim yok. Enerjim yok. İçim boş. Yetersiz ve daim hissediyorum.
Bundan
on yıl sonra ne olacak hiçbir fikrim yok. Bu beni korkutmuyor da. Keşke on yıl
sonrasından korkabilsem. Belki korkuyla bir şeyler yapabilirdim. Korku geçmişte
pek çok şey yaptırdı bana. Oysa şimdi, korkamıyorum. Tek korkum sıkıştığım bu
histen çıkamamak. Fakat bu korkunun da bir faydasını görmüyorum. Eskiden
korkmayı severdim bu yüzden, artık sevmiyorum.
Hatta
tuhaftır, korku içeriklerini dahi tek başıma tüketebilir hale geldim. Önceleri
başkalarıyla birlikte dahi tüketemez, istemez, sevmezdim. Ancak şimdi, bazen,
içime bir heyecan oturuyor ve o heyecan iyi hissettiriyor. İyi hissettiren ufak
şeylerin peşinde debeleniyorum.
İnsan
çoğu zaman bazı şeylerin değişmesiyle, belli şeylerin olması yahut olmamasıyla,
kimi boşlukların dolmasıyla mutlu olacağına inanıyor. Zaman geçiyor. Şanslıysa –ve
belki de şanssız- bu değişimler de gerçekleşiyor. Başka bir yere taşınıyoruz.
Yer değişiyor; mekan, iş, insan, ruh… Fakat esasında hiçbir şey değişmiyor.
Beklenti hayal kırıklığına bulanıyor ve hiçbir zaman yürünmeyecek diğer yol,
ayak yahut tekerlek izlerine kapılmadan, çimenlere sarınıp öylece duruyor. Kim
bilir belki de yas tutuyor.
Sanırım
o yolun her zaman olacağını ve her zaman yürünmeyeceğini ve sırf bu yüzden her
zaman yas içinde kıvranacağını anlamaya başlıyorum.
O
zaman mutluluk nerede hiçbir fikrim yok.
Boşluğu
ne dolduracak?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder