Günün
anlam ve önemine binaen bir şeyler yazmam gerekiyormuş gibi geldi. Ne yazacağım
hakkında ise pek bir fikrim yok. Yirmi beş… Garip bir yaştı. Geçen gün
arkadaşım sordu; yirmi beşince yaşın kaç yaş gibi geçti diye. Üç, dedim.
Sahiden de üç koca yıl geçmiş gibi bir yaştı benim için.
Geçen
yıl bu zamanları düşünüyorum. O zamanlar çok mutsuzdum şimdi çok mutluydum gibi
bir karşılaştırma içinde debelenmeyeceğim. O zamana dair mutsuzluklarım ve her
şeye rağmen mutluluklarım vardı. Şimdi ise şimdiye dair mutsuzluklarım ve
mutluluklarım var. Gerçi mutluluklarımın sayısı çok daha fazla, orası bir
gerçek.
Hayatım
boyunca pençesinde kıvrandığım azılı düşmanım, yirmi beş yaşımda ete kemiğe
bürünüp karşıma geçti. Kitaplarda okuduğum gibi destansı bir mücadele içine
giremedim. Ve dürüst olmak gerekirse pek de havalı sahnelerimin olmadığı bir
filmdi. Ancak yine de savaşlarım çetindi. Önemlerini, hissettirdiklerini
küçümsemeyeceğim.
Yirmi beş, pek de beklediğim gibi geçmeyen bir yaştı. Geçmiş olması bile yer yer şaşırtıcı hissettiriyor. Gerçekten, geriye dönüp bakında, geçen bir yıl, çok uzunmuş ve çok yavaş geçmiş gibi geliyor. Yılın başını hatırlamıyorum. Neler yaptığımı ve neler yapmayı planladığım hakkında en ufak bir fikrim bile yok. Sözgelimi: üretmek konusunda verimli, fakat tüketmek konusunda son derece verimsiz bir yıldı. Bu iyi bir şey mi? Böyle mi ummuştum? Hatırlamıyorum.
İnsanın
ne istediğini bilmesi büyük bir lüks. Ne hissettiğinden emin olmak ve kötü bir
his dahi olsa kaygısız, doğrudan o hissi yaşamak gerçek zenginlik. Bu yıl fakirleştim. Sahiden, geçen canım meyve suyu istedi ve cebimde ne istediğimi bilmelerim yoktu.
Gerçi biriktiriyorum. Ben de zengin olacağım.
Bu yıl kendimi çok fazla şey için zorunda hissettim. Bir sürü zorundalık için ise kaygılara kapıldım. Pek azı gerçekleşti, gerçekleşenler ise beklediğimden sertti. Fakat yine, zaman değirmeni devam etti, ediyor, edecek. Başka yıllarım da gelir gibi; ölmezsem. Nedense hep uzun yaşayacağımı düşünmüşümdür.
Buraya
bir şeyler yazarken en çok mahremiyet konusunda sınanıyorum. İçimden geçenleri
olduğu gibi yazamıyorum. Yirmi beş yaşım başlarda kötü, sonlara doğru güzel
geçti. Bir garip olgunluk hali başıma gark oldu. Çok daha fazlasını yazmak isterken her şeyin bununla özetlenebilir olmasını ister istemez seviyorum. Bir açıdan bakınca da buna kurtuluş diyebilirim, sanırım.
E
tabii, ayrıca belirtmem gerek: İliklerime kadar seviyor ve sevildiğimi hissediyorum. Bunun
için çok şanslıyım. Dostlarımı daha çok seviyorum. Sevgilim ise beni dünyanın en şanslı insanı gibi hissettiriyor. Yanında olmak huzurlu. Aradığım huzuru bulmuş olmakta tuhaf bir ezgi duyuyorum.
Ve hayatımın
kalanında yalnızca kendi payıma düşen kısımlar için heyecanım da yok kaygım da.
Yaşayacağım.
Paylaştığım
kısımlar için ise bir hayli heyecanlı ve kaygılıyım. Ummaktan ve yaşamaktan başka
bir şey gelmiyor elimden. İyi şeyler umarak yaşayacağım.
Neyse, bu kadar. Belki de bir şeyler yazmam gerekmiyordu. Yine de yazdım. Yirmi beş bitti. Yirmi altı da bitecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder