İzinliyim bugün. Dışarı çıktım. Ne yapacağımı bilmiyordum. (Hala bildiğimi söylemem). Sinemaya baktım. Bok gibi filmler var. Yazayım, dedim. Çıkıp, sevdiğim bir kafeye çöküp bir şeyler yazma fikri, eyleme uzaklığıyla doğru orantılı bir şekilde heyecan verici olabiliyor. Ve ulaşılabilir bir şey olduğu yanılgısı içimi beni sık sık kandırıyor.
Çıktım. Otobüs durağına doğru yol aldım. Artık yazacağımı biliyordum.
Ama ne yazacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ne anlatacaktım? Aklıma bir şey gelmiyordu. Fakat yazmaya karar vermiştim bir kere ve bu gibi durumlarda muhakkak iki farklı yoldan da olsa tek bir sonuca ulaşmayı becerirdim. Başka bir ifadeyle, ya hiçbir şey anlatamayıp hiçbir şey anlatamayacak yahut pek çok şey anlatıp nihayetinde hiçbir şey anlatamayacaktım. Şu anda dahi, hangisinin marifetiyle sonuca ulaşacağım belirsizliğini koruyor...
Hiçbir şeyden tatmin olmama hastalığına yakalandığımdan şüpheleniyorum. Genelde bu durumu pek çok şey deneyimlemiş ve belki de her şeyin fazlası zarardır şiarından olsa gerek, bir noktadan azalan marjinal faydaya yenik düşerek mağlubiyetini ilan etmiş insanların yaşadığını düşünürdüm. Artık keyif almıyorsam muhakkak tüm keyifleri tüketmiş olmalıydım. Bu mümkün mü? Elbette. Benim için mümkün mü? Sanmıyorum. Doğrusu, bu, maalesef diyemeyeceğim bir olumsuzluk.
-Oldukça eski bir araba geçti önümden. Ön koltuklardaki yaşlı çift kadar yaşlıydı bu araba. Dönebilmek için geri geri gitti önce. Kaldırıma yaklaştıkça yaklaştı ve ben kaldırım taşına çarpmamasına şaşırdım. Alelade değil, güçlü bir şaşırma hissiydi. Oysa bir çarpma sesi duyacağımdan emindim. Belki de çarpmış ama ben duymamıştım. Sesin hiç çıkmamış olma ihtimali var mıydı? Bir şeyleri kaçırmış olma korkusu ne zaman yakasını bırakır insanın? Yeniden üniversitede olabilmeyi dilerdim.-
Ben her şeyi yaşamadım. Tüketmedim. Tüketmediğim sayısız duygu, içinde bulunmadığım ve bir kısmının ise asla gerçeklemeyeceğini bildiğim deneyimler kümesi başımın üstünde öylece duruyor. Derdim ne? Hiçbir fikrim yok.
Bakmayı, bir nebze görmeyi ve her anlamda duymayı unuttuğuma inanıyorum. Neden sadece oturmaktan keyif alamadığımı, bir kahvenin tadının tek başına göğsümü ısıtmadığını ve nihayetinde var olmanın sancılı ancak anlamlı bir şey olmayı tek taraflı bir şekilde bırakmasını anlayamıyorum. Tüm bunların ne zaman başladığını ise hiçbir şekilde anımsayamıyorum.
Sanırım yollardan ilkinde yürüdüm. Fakat yol yürümekle bitmiyor ki.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder