22 Temmuz 2026 Çarşamba

bugünlerde

Zaman bugünlerde geçmiyor. Bekliyorum, dinliyorum, izlemeye çalışıyorum. İlerlediğini bir türlü göremememin sebebi bu mu? Öte yandan biliyorum ki, ilerlediğinde, nihayete erdiğinde, bundan üzüntü duyacağım. İkircikli hisler yumağı olmak kaderimde var mıydı? En başından beri yani. Bilerek mi geldim?

Hayatımın nereye gideceğini bilmiyorum. Hayatı zaman zaman fazla önemsiyor, zaman zaman ise kolayca verebileceğimi düşünüyorum. Hayır. Bir kayıp değil, kurtuluş gibi. Ben sanırım uzun bir kış uykusuna yatmak istiyorum.

İnsan biraz da "lame" cümlelerde saklı bence. Geçen gün örneğini gördüm: Nehir kenarında, akıntının huzurlu, neşeli, kuş cıvıltısına benzer sesindeki güzelliğin, suyun önüne çıkan taşlardan kaynaklandığına dair. Teknik olarak her zaman doğru değil elbette ama altında yatan fikre katılıyorum. Engeller, bizi biz yapar. Engeller, yaşamımızı anlamlı kılar. Taşıp sıçradığımız, yarıldığımız, parçalanıp un ufak olduğumuz, göğe yükselip sonra tekrar varoluşumuza döndüğümüz yolculuğun bir parçası bu taşlar, sivri kayalar. Hikayemizi güzelleştiren de onlar. Bunu anlıyorum. Hissediyorum. Ancak çarpmanın zorluğu azalmıyor. İş kaya çıkıntısına çarpmaya geldiğinde, çarpmak anlık bir olaydan uzunca bir sürece yayılıyor. Kış uykusu gibi.

Kendimi lapa lapa yağan karın altında görüyorum. (Hayır, böyle hissetmiyorum, sadece görüyorum.) Engin bir ormanın hemen girişinde başlayan, sert bir yamacın ucunda. Bir mağara var. Sıcak görünüyor dışarıdan. Sert rüzgar (bir anda peyda oldu) içine ulaşamıyor. Ben ise diplerinde değil, hemen girişindeyim. Yağan karı izliyorum. Rüzgarı hissediyor, mağara ağzıyla yaptığı dansı dinliyorum. Zamanın geçmediğini hissediyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...