Cumartesi garip bir an yaşadım. Esasında çok garip değil. Daha doğrusu işin garipliği, olayın kendisinde değil de kısıtlı hayatımda yer aldığı fazlasıyla sınırlı sürede. Neden bazı anlar, özellikle en çok ihtiyaç duyduklarımız sadece iki saniye sürer?
Hayır, bu yazı bir erken boşalma şakası değil. Buna yemin ederim.
Baştan alalım.
Cumartesi dışarı çıktım. Aslında çıkmayacaktım ama çıktım. Arkadaşlarım buluşmuştu. Ben pek iyi hissetmiyordum açıkçası. Dışarı çıkasım yoktu. Bilirsiniz öyle anları. Tam olarak depresyon sayılmaz. Bir tür enerjisizlik. Esvap ve ayakkablarım benim, fakat sokaklar diğerlerinin gibi geliyordu.
Hava yağmurluydu. Son zamanlardaki en fena yağmurlardandı üstelik. Bilenler bilir. (Hep bu cümleyi kurmak istemişimdir). Buhranımın sebebi belki yağmurdu, bilemiyorum. Ancak kararsızlık içinde tüm günümü geçirdiğimden endişe ettiğimi hatırlıyorum. Zira hava kararmış, akşammış gibi gelmişti. Oysa neden bilmem saate baktığım henüz "2" olmadığını gördüm. Daha öğle vakitleriydi, akşama çok vardı. Gün bitmekten çok uzak, diğer her şey ise fazlasıyla yakınmış gibiydi.
-En basit cümle kurulumunda dahi, kendimize, başkalarına; dünyaya küçük işaretler bırakıyor olmamız, yazmak ile ilgili en güzel şeylerden biri.-
Çıkmaya karar verdim. Üstümü giydim. Son zamanlarda pek değişiklik içeren bir eylem dizisi değil. Benzer, hatta ekseriyle aynı kıyafet parçalarına uzanır ellerim. Üstüme olan tek pantolon, üstüme olacağından emin olarak aldığım aynı tip, farklı renkteki iki üç tişörtten biri. (Beyaz temiz ise her daim beyaz). Renk uyumuna bakılmaksızın giyilen aynı rahat ayakkabı. Terlemekten nefret ettiğim, terimin bir şekilde tişörtüme ulaşmasından daha da nefret ettiğim için atlet giymeden çıkmam. Eğer çok merak ediyorsanız onun rengi de griydi. Daima gri. Diğer -neredeyse- her şey gibi. (Evet, yazarken de okunduğu gibi cringe hissettirdi. Fakat bazı şeyler nasılsa öyledir.)
Nitekim sonunda evden çıkabildim ve doğruca Suavi'ye yollandım.
Yağmur sağanaktan çiselemeye dönmüştü. Şansım asla tamamen bitmez, bir gıdım da olsa kendini hissettirir bana. Dünyanın en şanslı insanı olmak biraz da böyle bir şey... Dünyanın en "biraz da böyle bir şey" insanı olmak da tam olarak böyle bir şey.
Vardım. Arkadaşlarım oturuyordu. Aralarına katıldım. Üstümde bir tutukluk vardı. Atamadım hemen. Atabilecek gibi hissetmedim. Sohbet etmeye çalıştım, pek olmadı. Spor falan konuştuk. Direnç bantlarıyla çalışıyorum yarım aydır falan. İşe yarıyor mu bilmiyorum. En azından çalışıyor olmak yeterli geliyor.
Neyse, tamam, sadede geleceğim. Söz. Az kaldı. Hatta, geldim bile.
Üstümdeki tutukluk, buhran bir türlü geçmiyor. Sanki yanaklarımın içinde bir duvar var, metalden, aşamıyorum. Arkadaşlarım "hava almak" için hareketlendi. Bende arkalarına takıldım. Kafeden çıkışa yöneldik. İnsan kalabalığı artmıştı. Eskiden severdim bunu. Son birkaç yıldır emin değilim. Fakat tam kapıdan çıktığımızda, esinti, kısa, abartısız gülüşler, sohbet sesleri, yağmurun yerdeki taze ıslaklığı falan derken iki saniye, ben, çok mutlu, sınırsızca özgür, hava kadar hafif hissettim. Can bulmuş, yaşam pınarından içmiş, hayır yaşam pınarında çıplak bir şekilde yüzmüş gibi hissettim. Bunun sebebi üsttekilerden hiçbiri değildi. Sebebini bilmiyorum. Düşünüp duruyorum. Ne vardı o iki saniyede? Neydi özel kılan, neden bana öyle hissettirmişti ve neden o kadar kısa sürmüştü?
Cevabı arıyorum o andan beri. Bulabileceğimden değil. Sadece "aradım" diyebilmek için. "Ya bulursam" umudu da yok değil. İkiyi özel kılan şeyi, o bir iki adımda gerçekleşen hadiseyi azıcık daha genişletebilirsem, dünyalar benim olacak gibi hissediyorum. Belki olmayacak. Fakat anlamak önemli.
Adımlarımda mı bir şey vardı? Soluğumu farklı kılan neydi? Dışarı çıkar çıkmaz yüzüme serin, tatlı bir esinti çarptığından mı yoksa çarpmadığından mı yaşanmıştı her şey? Gidecek bir yeri olanların hissettiği güven miydi yoksa? Nehirde yüzmek değil de sürüklenmek böyle bir şey miydi? Bilmiyorum. Açıkçası artık unutmaya başladım. Nasıl hissettiğim bile silikleşiyor. Anımsamanın da kaybedilenler arasında olduğunu biliyorum. Yine de bir süre daha aramaya devam edeceğim, sanırım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder