12 Ekim 2018 Cuma

mimas - v

Hancının çırağı utangaçlıkla kıpırdandı. Bir şeyler söylemek istiyormuş da cesaret edemiyormuş gibiydi. Alnında biriken ter damlalarının da yardımcı olduğu söylenemezdi. Üstelik etrafına dizilmiş, aralarına girmeye çalıştığı alaycı, terli, leş gibi kokan balıkçı tayfası, onu hiç mi hiç fark etmiyordu. Bu çırağı iyice sinirlendiriyordu. Bu nasıl olabilirdi? Yüce Ann, buna izin vermekle neyi amaçlıyordu? Onun mutlak ifadesinde bu haysiyetsiz dallamalar, orada öylece kendilerinden geçip, Kahraman Mimas'a hakaret etme cesaretini nasıl gösterebiliyorlardı?

O an hanın uzunca masalar dizilmiş sol yanından bir kaşık uçup, çırağın omzuna çarptı. Çırak şaşkınca bakakalırken hemen sonra bir elma ayağına doğru yuvarlandı ve haysiyetsiz kalabalığın etrafına üşüştüğü ateşin kıvılcımları ona yöneldi.

Bir an sonra çırak, "Ben seçilmişim!" diye buyurdu. Yüce Ann bir şeyler yapması için kendini seçmişti. İşte emir açıkça karşısındaydı. Kendini ileri attı. Çarptığı geniş omuzlu, genç bir balıkçı oğlu onun dengesini bozdu. Yalpaladı, toparlandı. Ellerin birinden kaptığı büyük bardağı kafasına dikti. Baharatlı şarap boynundan göğsüne ulaştı. Islaklık tatlı bir esintiyle ürpermesine neden olurken, konuşmaya başladı.

"Hepiniz adi köpeklersiniz! Pis, nankör balıkçılar! Evet, basit birer balıkçısınız, ama buna rağmen krallığımızın, dinimizin kurtarıcısına hakaret etmekten geri durmuyorsunuz. Mimas'ın laneti hepinizin üstüne olsun!"

Çırağın sesi tüm hanı doldururken, masalardan yerlere savrulan kaşıklar, tabaklar ve bardaklar ruhani bir ritim oluşturuyorlardı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...