Sonbaharın donuk ve koyu tonlarının hakim
olduğu havada, bu amansız iktidara direnmeye çalışan bir parkta oturuyorum. Güneşle başlayan gökyüzü
kendini bulutlara bırakmış. Kısmak zorunda kalmadığım gözlerim ağaçlardan düşen
yapraklara dalarken, zihnim hayaller aleminin kapılarını aralıyor.
Yerde cesetler gibi sıralanmış
yaprakların sadece yaprak olduğunu görüyor ve onlardan biri olduğumu
düşünüyorum. Yanıldığımı hemen sonra fark edip, ağaçtan düşen yaprakları
kıskanmaya başlıyorum. Sarı, kırmızı ışıltılar saçarak yere süzülen
yapraklardan biri olamamak, bağımı koparıp düşememek beni kıskandırıyor.
Sonra fark ediyorum: Yerdeki
yapraklar değil de, düşenlere özlem duyuyorum. Sonsuza kadar düşmek isteği
içimde bir açlık gibi kendini hissettiriyor. Derin bir keder beni yakalıyor.
Ağaca olan bağımın asla kopmayacak olması canımı acıtıyor. Bir an sonra
bulutların arasından kendini gösteren güneş, havayı daha bir karartıyor.
Ve sonra güneş yok oluyor,
bulutlar, çiçekler, banklar yok oluyor. Bedenim, yakınımda uçan haylaz arı, çöp
kutusu, hepsi, hepsi yok oluyor. Hakim bir karanlık ve onun ortasında durmuş
bir ağaç ve ondan kopamamış bir yaprakta ruhum kalıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder