17 Ekim 2018 Çarşamba

yapraklar


Sonbaharın donuk ve koyu tonlarının hakim olduğu havada, bu amansız iktidara direnmeye çalışan bir parkta oturuyorum. Güneşle başlayan gökyüzü kendini bulutlara bırakmış. Kısmak zorunda kalmadığım gözlerim ağaçlardan düşen yapraklara dalarken, zihnim hayaller aleminin kapılarını aralıyor.

Yerde cesetler gibi sıralanmış yaprakların sadece yaprak olduğunu görüyor ve onlardan biri olduğumu düşünüyorum. Yanıldığımı hemen sonra fark edip, ağaçtan düşen yaprakları kıskanmaya başlıyorum. Sarı, kırmızı ışıltılar saçarak yere süzülen yapraklardan biri olamamak, bağımı koparıp düşememek beni kıskandırıyor.

Sonra fark ediyorum: Yerdeki yapraklar değil de, düşenlere özlem duyuyorum. Sonsuza kadar düşmek isteği içimde bir açlık gibi kendini hissettiriyor. Derin bir keder beni yakalıyor. Ağaca olan bağımın asla kopmayacak olması canımı acıtıyor. Bir an sonra bulutların arasından kendini gösteren güneş, havayı daha bir karartıyor.

Ve sonra güneş yok oluyor, bulutlar, çiçekler, banklar yok oluyor. Bedenim, yakınımda uçan haylaz arı, çöp kutusu, hepsi, hepsi yok oluyor. Hakim bir karanlık ve onun ortasında durmuş bir ağaç ve ondan kopamamış bir yaprakta ruhum kalıyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...