Hana birden nereden geldiği belirsiz olan bir sessizlik çöktü. Meşalelerinin sarının koyu tonlarına boyadığı taştan duvardaki küçük çatlaklardan sızan rüzgarın inlemesinden başka bir ses duyulmuyordu. Üşümemek için birbirine yanaşmış, ekseriyetle yaşlı olan dinleyici grubunun gözleri, etrafında toplandıkları (ve istemeden çember oluşturdukları) ihtiyarın üstündeydi. Başka bir şeyle uğraşmaksızın, farkında olmadan aldıkları nefesi dahi umursamayacak şekilde ihtiyarı dinliyorlardı. İhtiyar ise hararetliydi. Tamamen kel kalmış kafasından alnına, oradan da eğik burnuna ter damlaları süzülüyor, soluk mavi gözlerini diktiği yerlere tükürükler saçıyordu.
"Onun bir kahraman olduğunu söylüyorlar!" diye bağırdı.
"Sıçayım öyle kahramana! Bir katil; amansız, vicdansız, gaddar bir kılıç! Hisleri yok, yer altından korkunç kahkahaları duyular ölüm tanrılarının zekasıyla kuşanmış. Topraklarımıza barış mı getirdi o namussuz? Hepinize sorarım, orada biriniz, tek biriniz dahi var mıydı? O yüce Kükreyen Feärd'ın topraklarımıza eşsiz barışı getirişini gören oldu mu? Ben, yitmiş tüm evlatlarım üzerine yemin ederim ki, oradaydım. Huzur dolu barışın kanlar içinde yüzdüğünü, acı çığlıkların, yıkılan binaların seslerini bastırdığını gördüm. Yuvalarından çıkmış gözler, kopan ka-"
İhtiyar daha da gürleyerek devam edecekti ki kırılan bir bardağın sesi onu durdurdu. Şimdi tüm gözler sola, kapının tarafına dönmüş, elindeki başka bir bardağı havaya kaldıran adama kilitlendi. Adam usulca ayağa kalktı, bacağının tekiyle oturağını arkaya devirip elindeki bardağı olanca gücüyle yere çarptı.
Orta yaşlıydı. Gözleri koyu, kaşları daha da koyuydu. Teni kavruk, saçları uzundu. Güçlü, sağlıklı bir hali varsa da, öfkeli tavırlarını yansıtmayan yorgun bir ifadesi vardı. Tüm bunlar onun Temr'den olmadığını gösteriyordu. Konuştuğunda duyulan çatlak sesi ve doğulu aksanı kuşkuları doğruladı.
"Hah! Sefil bunak. Sen acı gördüğünü mü sanıyorsun? Yuvalarından çıkmış gözler, kopan... eller, kollar mı diyecektin? Bacaklar? Sen savaşı ne sanıyorsun? Düşük lisanınla ozanlara mı özeniyorsun? Barışmış! Feärd Indis buraya barış falan getirmedi. Üstelik öyle bir vaatle de gelmedi. Onun buraya getirdiği şey savaştı! Savaş, yalnızca savaş! Şanlı kraliçeniz tarafından tutkuyla çağırılmış bir savaş, tüm savaşları bitirecek bir savaş! Ve öyle de oldu. Yarım asırdır kan akmıyor bu topraklarda, şimdi şükredeceğinize adına lanetler okuyorsunuz! Hepiniz nankör piçlersiniz!"
Adamın son sözleriyle handa gök gürültüsünü andıran bir yaygara koptu. Yumruklar havalandı, bardaklar ve sandalyeler havaya uçuştu. Geniş bir masanın altında kalmadan önce hancı olanca gücüyle bağırıyordu:
"Hadi ama yapmayın dostlar! Ölenler öldü, kalanlar kaldı; birbirimizi kırmaya ne gerek var?!"
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi
Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...
-
Akşamüstü. Cuma yahut perşembe. Saat neredeyse altı olmuş. Mesai bitmemiş ama bitirdim. Yerimden kalktım, vedalarımı ettim, asansöre yöneldi...
-
Sanki bir şey olacak. Sanki bir esinti, belki bir titreme olacak. Bir şey hissedeceğim. Beklediğim türden. Sanki bir elimi kaldırsam, rüzga...
-
Özlem her yanımda. İçimde. Beynimde. Gözlerimin arkasında. Bazen izliyor. Plastik sandalyelerin kırık kolluklarında kendisini buluyor. Sarı ...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder