9 Ağustos 2023 Çarşamba

mutlu olmalarım.

Son zamanlarda sürekli karamsar şeyler yazdığımın farkındayım. Bu sefer mutlu bir şey yazmak istedim. Mutlu bir gün belki de. Sürekli karamsar şeyler yazıyorum ve cidden sanırım bir noktada içinden çıkılmaz bir döngüye girmiş olmamın sebebi de bu. Ateşi körüklüyor, kendime başka şeylere enerji harcamak için zaman vermiyorum. Eh, bazı dönemleri de böyledir insanın ve ancak farkındalık her şeyin kati sonunu getirebilir. Hayır, tek başına farkındalık yeterli değil, farkındalık ve irade. İkisine sahip olduğumuz sürece ruhumuzun kolay kolay kırılacağına inanmıyorum. 

Böyle şeyleri düşünürken aklıma ya ailemle ya da arkadaşlarımla olan anılarım geliyor. Ailemle ilişkilerim iyi, hep iyi oldu, arkadaşlarım her şeyim. Sevmek ve sevilmek hissini her biriyle yaşıyorum. Şanslıyım. Herhangi bir şey karşılığında hayatımdaki bu iki “temel”i kaybetmek istemezdim asla. Yani… Bunu zaten biliyorsunuz sanırım. 

Yazmak bakımından hayatımın en verimli yılını geçiriyorum. Esasında geçen yılın sonundan başladı bu süreç ve devam ediyor. Hiçbir dönemimde bu kadar üretken olmamıştım. Dokuz on yaşlarında Facebook gruplarında Harry Potter fanfic’leri yazarken de yahut Wattpad ilk açıldığında, oraya sürekli bir şeyler atarken de. Ve ben genelde mutsuzken yazarım. Mutsuz şeyler yazarım. Yazmak bir kurtuluş zira, ortaya dökme aracı. Elden ne gelir, başka türlü rahatlayamıyorum. Şiirler bile işe yaramıyor. 

Evet, onu fark ettim geçen gün. Yazdığım tüm şiirler sanki hep bir şeye yöneliyor, bir yere gidiyor gibi. Yerinde duran, sadece duran ve durmakla yetinen ve durmaktan mutlu olan ve durmayı hiçbir şekilde sorun olarak görmeyen şiirlerim yok. Bir şeye odaklılar, bu bazen bir mekan, bazen bir insan, bazen bir hayal oluyor. Ama hiç kendi hakkımda şiirim yok. Elbette hepsi benimle ilgili, ama salt benimle ilgili, sadece nasıl hissettiğimi yazdığım hiçbir şiirim yok. Sanırım bu durağanlığı şiire yakıştırmıyorum kendi içimde. Fazla coşkun yahut romantik olduğumdan olabilir. Ne acı. İnsan neyin fazlasıyla, başka bir yerde bazı azlıkları kaybetmek zorunda kalıyor ve hiç tatmadığımız tatlar, hiç farkına varılmamak üzere zamanla yok oluyor. 

Evet, görüyorsunuz. Dram kasmadan yapamıyorum. 

Neyse. 

Yazın bitimine doğru ve karamsar eylül kapıdan gözüktüğünde festivale gideceğim. Dünyanın en iyi dostuyla beraber. Bambaşka bir yerde, bambaşka insanlar arasında. Havada tatlı bir koku varken ve çimenler çaresizce ezilirken. Zıplarım belki yahut şarkı söylerim. Bilmiyorum. Ama hiçbir şeyi düşünmemeye kararlıyım. Hiçbir şeyi düşünmeyeceğim. Festivalden bir gün önce olan olaylar ile sonrasında olacaklar umurumda olmayacaklar. O an, sadece o an olacak ve o andaki benden ve arkadaşımla eğlenmemizden daha önemli hiçbir şey olmayacak. O an tüm dünya benim için yaratılmış olacak ve sadece o an, kendime her hissi hak göreceğim. Ve mutlu olacağım. (O günden önce ölürsem bayağı komik olur, gülmenize izin veriyorum. Sanırım anlarsınız.) 

Haftaya tatile çıkıyorum. Yıllık izin. Kapitalizmi sikeyim. Neyse. Haftaya köpeğimle olacağım. Sabahtan koşup, onu uyandırmak, dakikalarca onu kaşımak, sarılmak, ıslak burnuna bastırarak öpmek için yanıp tutuşuyorum. Kulaklarının arkasını kaşıyacağım mesela, hem de ne zaman isterse. Göbeğimi sımsıcacık göbeğine yapıştıracağım ve göğsümde uyutacağım. Uyurken bile iç çekmelerini dinleyip dünyanın en huysuz köpeğini yoldaş edinmeme güleceğim. Hayır, haksızlık etmeyeyim. En huysuz ve en sapık köpeği… Ve tüm bunlar olduğunda mutlu olacağım. Ailem de yanımda olacak. Akşamları sohbet edeceğiz, sabahlar şen kahvaltılar olacak. Canım ne isterse onu yapmakta en ufak bir beis bile görmeyeceğim. Güzel olacağından eminim. 

Bugün belki Kadıköy’e giderim. Bir bara çökerim, insanlarla tanışırım, bir iki şey içerim ve şiir yazarım. Evet, o “lame” insan olurum belki. Çünkü bu beni mutlu eder. Belki yalnızca dolaşırım, kitapçı gezerim. Hiçbirini almam ama. Ekonomi malum. Ki bu da her şeye rağmen beni mutlu eder. Belki bir arkadaşımla buluşurum. Filmler, kitaplar üzerine konuşuruz belki. Canımız sıkılır susarız, sigara içeriz arada. Bu da beni mutlu eder. Hepsi beni mutlu eder. 

Akşam eve gittiğimde yatağıma uzanacağım mesela, şöyle ayaklarım uzanacak duş sonrasında ve bedenim gerilecek, her ucunu hissettiğimi düşüneceğim, hissetmediğim yanlarım kısa bir an için dahi kafama takılmayacak. Boş bir şekilde, kendi halimde takılacağım. Belki Zelda oynarım, sonrasında kitabımı okur yatarım. Bu beni mutlu eder. Edecek de. 

Yalnızlık, üstünde hiçbir hükmümüzün olmadığı bir şey. Hayır, genel bir yalnızlıktan bahsetmiyorum. O kadar yalnız hissetmiyorum çünkü. Yukarıda da dediğim gibi; ailem var, dostlarım var. Şükürler ediyorum ki iyi ki varlar. Romantik bir ilişkilenme yönünden yalnızlık çekiyorum sadece ve üstünde hiçbir hükmümüzün olmadığını düşündüğüm yalnızlık da bu. Elden bir şey gelmiyor. Pek çok şeyin bir arada olması lazım böyle yalnız hissetmemek için. İnsan, zaman ve mekan bir arada olmalı. Ve düşünceler ile hayaller de uyumla dans edebilmeli. Ve belli değil. Bu yalnızlık hiç bitmeyecek bir yalnızlık olabilir yahut bir gün sonlanacaktır veyahut biz öyle sanacağınızdır kısa bir süre için. Sonuncusundan hep korkarım. Umarım öyle bir yanılgı içine düşmem kalan hayatımda. Zira ilk ikisiyle de mutlu olabilirim bence.

Neyse. 

Yine sıkıldım. Zaten ne yazmak istediğimden emin değildim. Öyle ortaya döküldü bir şeyler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...