İş.
Eh, iş başladı tekrardan. Bu
gündelik yazılarım da gecikecek, akşamları bulacak, işler bu yoğunlukta giderse.
İşin, yapmak zorunda olduğumuz bir şeyin, bizi bizi yapan şeylerden uzakta kalmamıza
yol açması çok boktan. Yanlış meslek. Yanlış sistem. Elden ne gelir. 26’ya
merdiven dayadım. Hayatımı tümden değiştirecek gücüm yok ve bundan utanmıyorum.
Zorundalık'lar.
Yalnızlık bir başka sarsıyor
bugünlerde. Fakat yüzleşiyorum. Sanırım uzun zaman sonra, gerçek anlamda ilk
defa yüzleşiyorum. Soğuk, ıssız, sesli, sessiz. Her şey bir arada. Hem dost hem
düşman gibi. Hem yakından hem uzaktan. Bazen arıyorum, yokmuş gibi
hissettiriyor. Birden ensemde beliriyor sonra. Bazen olmayacağını düşünmek
imkansızlaşıyor. Fakat işin aslı, sanırım bu gerekli. Sanırım hayatımın devamı
için, olmam gereken insan için, kendim için, benim bir süre zorunlu olarak
yalnız kalmam gerekiyor. Bir anda çok fazla insana karıştım. Kendimi unuttum.
Neyi severdim, neyi isterdim, benim düşüncelerimle diğer insanların düşünceleri
arasındaki denge noktasını kaybetmeye başladım. Salt kendi halimde takılmayı,
yalnızca benim zevk aldığım şeyler yapmayı ve asla ve katta kendimden başka
kimseyi düşünmemeyi tekrardan öğrenmem gerekiyor. Öğrendikten sonra, kontrollü
bir şekilde unutup, dengeyi, ölçüyü sağlamalıyım. İlkin yalnızlığı sevmeme
nedenimle barışmam lazım: Kendimle baş başa kalmak. Bunu istemiyorum çünkü
düşünüyorum ve istemsiz bir şekilde son aylarımı istemediğim şeyleri düşünürken
buluyorum kendimi. Korktuğum, bana zarar veren, olumsuz, mutsuz, huzursuz
hissettiren şeyler. Düşünmek zorundaymışım gibi geliyor. Düşündüm de. Günlerce
hem de. Bir çıkış yolu yok. Bir kabullenmeye bağlı her şey. Tek bir kabullenme
de değil, tekrar tekrar verilmesi gereken bir kararlar silsilesi. Bu tanımı çok
seviyorum. Daha önce de kullandım. Korkmayı bıraktım. Sadece bıktığımdan istemiyordum
artık. Ancak belki de zorundalıktır bu. Belki yanlış anlıyorum bir şeyleri.
Bilmiyorum. Yalnızlıkta bulacağım gibi cevabı. Her şeyin anlamı bu. Hayır, her
şeyin anlamı bu olmak zorunda.
Tahaddüs.
Bugün tebligat kanununa bakmam
gerekti. Baya bir zaman sonra hem de. Tekrardan bu kelimeyle karşılaştım. Bir
ara anlamını hatırlayamadım, baktım. Peyda olmak cümlesi çok hoşuma gider.
Tahaddüs de birden ortaya çıkmak, birden peyda olmak anlamına geliyor. Edebi
dilde bu anlamda kullanılmış yani. Eh, pek çok öykümde, birden peyda oldu gibi cümleler
kurduğuma rastlanılabilir. Düşündüm; artık tahaddüs etti desem ne olur? Bok
gibi olur. Evet, bu kadar.
İyi akşamlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder