5 Temmuz 2023 Çarşamba

23. kadıköy.


Kadıköy.

Dün kendi başıma köye indim. Rıhtım güzel geldi gözüme, güneşliydi ve insanlar cıvıl cıvıldı. Gülüyor, konuşuyor hatta dans ediyorlardı. İzledim biraz. Yaparım sık sık. 4. çıkıştan çıkıp, önce bir denize bakarım. Gelen giden vapurlar olur muhakkak, bir grup dans ediyordur. Şarkı söyleyenler de orada yerini bulur hemen. Pek sevmem gerçi. Ama sokak sanatçıları hakkında, vahşine öldürülmediklerinde konuşacağım.

Denizden ve denizi izleyenlerden aldıktan sonra gözlerimi, içe doğru çeviririm. Bahariye ile moda arasında tercih yapmak zorunda kalmadan dümdüz ilerlerim. Bu tercihi hep yola bırakırım. Bırakırdım daha doğrusu. Dün böyle bir tercih yapmadım. Ara sokaklardan, insan kalabalığına karışmadan ve fakat pek uzağında da durmadan ilerledim. Sevdiğim kafeme gittim. Adını hala bilmiyorum. Kendisi İstanbul’da ilk gittiğim kafe olma unvanını taşıyor. Arkadaşlarım götürmüştü. Bir konser sonrasında. Yol ne kadar da karışık gelmişti. Oysa şimdi oralardaki her ara sokağı biliyorum. Ağlama sokağım bile var; bitişiğinde hemen kedilerle teselli buluyorsunuz. Keşfettim çünkü yürüdüm. Yalnız başıma. Avare misali. Her gün, nadiren iki günde bir. Başka yere gitmedim. Oralarda dolaştım. Oturdum, okudum, düşledim. Hepsini yaptıktan sonra kitapçıları gezer, sonra sakin adımlarla metroya dönerdim. İyi gelirdi insanları görmek, neşe verirdi. Eskiden. Sonra bir şeyler oldu ve tek başıma gidemez oldum. Anı ekmiştim çünkü. Her sokak başında bir anım vardı. Eskiden olduğum insana dair anılar, hiç olmadığım insanlara dair anılar ve en kötüsü olabileceklerime ilişkin anılar. Kadıköy, bir açıdan kabre dönmüştü benim için. Yalnızca arkadaşlarımla buluşmaya gidiyordum. Yalnız bir dakika bile duramıyordum. Kitapçıları gezmeyeli aylar olmuştu, rastgele oturup bir şeyler içmeyeli de…

Dün bunu tam anlamıyla kırmak istedim. Öyle kolay olmadı. Aslında önce birileri olsun istedim. Biri, bir amaç belki de. Olmadı. Eh, yalnızlıkla barışmanın ve ona sığınmanın vaktidir dedim. Gittim. Oturdum kafeme, bir şeyler içtim, arkadaşlarımla mesajlaştım, kitap okudum, yazı yazdım, iki tane bok gibi şiir yazdım, bir şeylere heveslendim. Hoşuma gitti orada öylece oturmak, yalnız başıma ve gelen geçeni kovalamak rüya alemlerimde. Eskisi gibi. Sonra kalktım kitapçıları gezdim. Bir tane kitap aldım. Gülümsedim. Çalışanlarla sohbet ettim. Çıktım. Gözüm kimseyi aramadı. Hiçbir anı çarpmadı bana. Kadıköy sanki yeniden yalnızca benimdi. Kendimi bulduğum yer olmuştu tekrardan. İstanbul boktan bir yer. Kaos. Ama İstanbul’un içinde Kadıköy var. Kadıköy benim tam anlamıyla ait hissettiğim tek yer. Eskişehir’de yaşadım, İzmir’de de yaşadım. Hayatım ekseriyetle bu iki şehirde geçti. Buraya İzmir’den taşındım zaten. Fakat hiçbir yerde, Kadıköy’de olduğum gibi hissetmedim. Beni kucakladı. Bana yazdırdı. Kollarını açarak, içine anılar ekmeme izin verdi ve beni onlarla kanattı. Ve kanatmaya devam etti. Sonra yine kendisi sardı. Kadıköy, sarılmak yasaktır duvarının önünde bana sayısız sarılmalar bahşetti. Ve bir daha o yazıyı görmeyeceğim sayısız yolu önüme serdi. Kadıköy ağlamalarımı gizledi, beni kedileriyle teselli etti. Güzel heyecanlarla koşturdu sokaklarında, gece güvenle yürüttü ve boş hayallere dalabileceğim bankları sundu cömertçe. Evimde hissettirdi. Kadıköy’de olduğum tüm zamanlarda gitmem gereken başka bir yer olmadı hiç.

Kadıköy dün beni onarmaya başladı. Minnettarım. O yüzden bugün sadece onun hakkında zırvalamak istedim.

 

“Sebepsiz gülüşüm caddelerde

Memnuniyetimden;

Ve bu çılgınlık delicesine

İçimden geliyor.

Dilsiz değilim susamam

Öyle ölüler gibi

Bu güzel dünya ortasında.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...