Günü gelince her şey sonlanıyor.
Dün arkadaşımlar Orhan Pamuk hakkında konuştuk. Bir biraz abartı oldu gerçi. Sadece Masumiyet Müzesi’nin girişi hakkında konuştuk. Masumiyet Müzesi’ne iki kez başladım, ikisinde de yarım bıraktım. Beni üzüyor zira ve neden bilmem mutlaka kötü bir sonla bitecek gibi geliyor. Sanırım ilişkilenme ve bağlar kurma benim hayatımda bayağı önemli bir yer tutuyor. Yanda yer alan yahut bir aksiyon macera oyunundaki gibi yan görevden ibaret değil. Bayağı hayatımın üstüne inşa edildiği temellerden biri. Ve bu konuda duygusalım. Bunu bir eziklik olarak görmeden de edemiyorum. Çünkü çoğu insan o kadar değilmiş gibi geliyor ve ben kendimi daha geride, daha hassas görmeden edemiyorum. Ama gerçekten kabullenmeden kaçamayız. Ve evet, ilişki, bağ kurmak, sevmek sevilmek ve paylaşmak benim için çok önemli. Hayatımda bu tür bir ilişki olmazsa hiçbir zaman tam hissedemeyeceğim. Öte yandan da çok zor bir şey. Bir ilişkinin doğabilmesi için bir sürü koşulun bir arada gerçekleşmesi gerekiyor. Ve esasında iki insanın bir birini sevmesi, birlikte olmayı istemesi ama olamaması bana çok üzücü geliyor. İnancımı da sarsıyor.
Masumiyet Müzesi’nin girişinde, kahramanımız geçmişe dönük bir zaman diliminden bahsediyor. O zaman diliminin hayatının en güzel zamanları olduğunu ama bunu fark etmediğini belirtiyor. Bu aşırı acı verici bir farkındalık. Kendim için düşündüğümde, yirmi beş yıldır bu dünyadayım ve halihazırda yaşadığım günler bugünler değil. Geçmişe baktığımda hayatımın en güzel günlerinin geride kaldığını görebiliyorum. Kitapta kahramanımız eğer farkında olsaydı, o anları koruyup koruyamayacağını merak ediyor. Ben sanırım bir noktada, kendi güzel zamanlarımı yaşarken bunun farkındaydım. Hayır, bu da pek olmadı. Elbette, şu an hayatımın en güzel günlerini yaşıyorum diyordum ve yine elbette, daha güzellerini yaşamayacağıma ihtimal vermiyordum. Hala vermiyorum. Vermek istemiyorum. Öte yandan şu ana kadar yaşadığım en güzel günler geride kalmışken, kendimi sorgulamadan edemiyorum, o günlerin hakkını verebildim mi? Ya veremediysem. Ya gerçekten o günler, en güzel günlerimdiyse ve bir daha onlara yaklaşır zamanlarım olmayacaksa? Ve koca zaman diliminin küçük, kısa bir anında sahip olduğum şeyleri de tam anlamıyla tadamadıysam. Unutuyorum zira. Artık her şey silikleşiyor. Önce sesler gidiyor, sonra görüntüler. Galiba bu da yanlış oldu. İlk dokunuşlar gitti. Geri getiremedim. Daha fazlasının gideceğini de o gün anladım.
Dün arkadaşıma da dedim. Artık kendimi çok yorgun hissediyorum. Sürekli bir arayış içinde olmak insanı fazlasıyla yıpratıyor. Yıprandım. Ve önüme şu an bir teklif gelse; istediğin şeyler olmayacak, aradığını bulamayacaksın ve yalnızlığın da baki kalacak ancak üzülme, bunu bir sorun olarak görmeyecek, bu duruma üzülmeyeceksin. Dinlen artık. Hiçbir şeyin olmayacağı kesin. Direkt kabul ederim bunu. Çünkü beklemek ve aramak ve uğraşmak sıktı, yordu, yıprattı.
Eğer hayatımın en güzel zamanlarını geride bıraktıysam ve bir daha benzerlerini yaşayamayacaksam, tamam, buna üzülmemek kaydıyla kabul ederim bunu. Yeter ki kaygılarım son bulsun. Sorun deği
l.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder