Arıyorum.
Çok fazla şey arıyorum. Tüm enerjim
sömürülüyor. Kimi şeyleri umutla arıyorum. Bulacağıma inancım tam. Beklemediğim
anda da değil, beklediğim, uğraş verdiğim anlar silsilesinden birinde. Bazı
şeylerin ise ben ne yaparsam yapayım, beklemediğim bir anda, ilgimi, uğraşımı
beklemeden bana ulaşacağının farkındayım. Ancak yine de arıyorum. Tüm arayışlarım
iyi değil. Bazı şeyleri de korkarak arıyorum. İstemsizce, bazen, çok nadiren yüksek
bir istençle; fakat ne zaman bulduğumu sansam, midem korkuyla kasılıyor. Her
şey siliniyor, her şey özgürleşiyor, hızlı, ruhsal bir girdabın esiri olacakmış
gibi hissediyorum. Ateşim sönecek, soluklar hiç bedenime girmeyecek ve zaman
tüm mutlaklığını yitirip, beni amansız, acımasız bir şekilde geriye götürecek
gibi geliyor. O yoğun kasılma anında, arayışımın sonuç vermemesini, bir gün,
hiç bulamadan nihayete ermesini dilemekten başka çarem kalmıyor. Bazı şeyleri
ise ararken aradığımın farkında olmuyorum. Yalnızca bulduğumda, evet, bunu
arıyordum diyebiliyorum. Bu buluşlar gerçekten nadiren oluyor, öyle ki mucize
gibi hissediyorsunuz. Keşke daha fazla olmasının imkanı olsa. Elimden geleni
yapardım.
Sakınmıyorum.
Yüreğim hiçbir şeyi sakınmak
istemiyor. Zihnimden, daha geniş bir ifadeyle içimden geçen her şey dışarı
çıksın istiyorum. His, duygu, düşünce; hepsi. Bir bir söylemek, dışa vurmak
istiyorum. Bir enerji misali, aklımdan geçenler, benim, varoluşumun dışında bir
alan kaplamalı. Şöyle oturunca, yayılmalıyım. Mülkiyetçi bir edayla değil,
özgür, insanca bir yayılma bu. Bence herkesin kaplaması gereken bir alan var bu
dünyada. Herkesin yayması gereken bir enerji, söylemesi gereken sözleri var. Sadece
var olabilmek yahut tam olmak gayesiyle değil, aynı zamanda ulaşabilmek için. Yolda
değil miyiz nihayetinde? Eh, biliyorum ki benim de yolum uzun ve heyecanım hiç yüksek
değil.
Kafelerim.
Her defasında farklı yerlere
giden, sürekli yeni bir şeyler deneyen bir insan değilim. Kök salmayı severim. Her
defasında farklı yerden yemem, hep farklı bara gitmem ve kafelerim vardır.
Hiçbir şey keşfetmez, denemez biri de değilim. Arzuladığımdan daha çok değişim
isterim. Sadece… Sık sık olmaz işte. Arada. Tadında. Bir kafeye gidip, oraya çökmek,
beğendiysem, kendimi orada rahat hissediyorsam sürekli oraya gitmek isterim.
Orada kök kalmak, tanınmak, çalışanlarıyla sohbet etmek bana iyi geliyor. Güleç
insanlar varsa hele ki; değmeyin keyfime. Şu sıralar iki kafe arasında kaldım.
Birinde daha rahatım aslında. Daha çeşitli geliyor. Daha uyumlu hissediyorum.
Diğerinde daha az rahatsız hissediliyorum ve çalışanlarını daha çok seviyorum.
İlkinin çalışanları soğuk biraz. Yersiz üşümeleri sevmem. İkincideyim şu an.
İçimden, “Keşke ilkine gitseydim.” diyorum.
Pek yazasım yok. Sanırım bir öykü
yazacağım. Bunaldım. Bir umutsuzluk hali çöktü. Bir şeyler sevmem ve sevdiğim
şeyden çarpıcı bir mutluluk duymam lazım. Coşkulu biriyim. Her hissin coşkulu tarafından
kuşanmadıkça, sanırım, nasıl olduğunu anlamaksızın, korkuyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder