28 Temmuz 2023 Cuma

dün. bir de genel.

 Hayat akıp gidiyor. Her an fark ediyorum bunu. Zaman durdurulamaz. Yine de ummak hoş. 

Fikret Kızılok’un “Ama babacığım” adında bir şarkısı var. Çok seviyorum. Şarkı bir çocuk için yazılmış. Fikret Kızılok’un kızına yahut oğluna, o kadarını hatırlamıyorum. Sık sık paylaşırım. İyi geliyor. Bazen dayanma gücü veriyor. Şarkıda, “Zaman değirmenini durdurmak kolay değil.” diyor. İlk dinlediğimde çok hoşuma gitmişti. Sonrasında neden imkansız bir şeyden kolay değil diye bahsettiğini merak ettim. Zaman değirmenini durdurmak imkansız zira. Fakat zaten ortada olan bir şey için çok düşünmeme gerek kalmadı. Şarkı, yukarıda da dediğim gibi, bir çocuğa yazılmıştı ve çocukların suratına öylece imkansız diyemeyiz. Bir umut gerek. Güçlü bir umut değil belki, garanti değil, ama bir umut. Çoğu zaman daha fazlasına ihtiyaç duymayız. Sık sık neden çocuklara bahşettiğimiz imkansız karşısındaki umudu kendimizden esirgediğimizi sorguluyorum. Yetişkinlik pek sevmediğim bir şey. Öte yandan çocukluğumu da sevmem ve asla dönmek istemem oralara. O yüzden yetişkinlik içinde esirim. Ama sorun değil. Yer yer seviyorum yetişkinliği. Sadece… biraz fazla melankolik. Belki de bu yüzden o küçük umudu esirgiyoruz. Zira umut acı sürecini uzatıyor.  


Dün işten çıktıktan sonra Kadıköy’e gittim. Hava kapalıydı, sağanak yağmur bastırdı. Ben işten çıkmadan önce bitti gerçi ama rüzgar fenaydı ve ben üşüdüm biraz. Yani, başka bir ifadeyle, yaz ortasında cennetten bir gündü. Çok heyecanlıydım. Kendimi mutlu hissediyordum. Neden bilmem. Çıktım işten, metroya atladım, telefonumda oyun falan oynadım, yer boşaldı oturdum. Her şey tıkırında. İndim metrodan, karnım çok açtı. Uzun zamandır öylesi bir açlık çekmemiştim. Hemen dilim pizzaya yemeye gittim. Tavuklu ve mantarlı olmak üzere iki dilimi mideye indirdim. Ayakta yemenin rahatlatıcı bir yanı olduğunu hissettim. Aklımda bu düşünceyle çıktım pizzacıdan. Dışarısı sakindi. Yağmurdan dolayı kalabalık pek yoktu. Boş bir banka geçtim. Arkadaşım gelecekti. Onu beklemeye başladım. Beklerden bir sigara yaktım. İnsanlar gelip geçiyordu. Apaçık bir alanda güneşin tacizine maruz kalmadan oturabilmenin nasıl harika olduğunu düşündüm. Özlemiştim. Bir ara sigara dumanımın birileri rahatsız edip etmeyeceğinden kaygılandım. Fakat kimseye gitmiyordu duman. Yine de başımı kaldırdım ve gökyüzüne üfledim. Bulutlar güzel görünüyordu. Telefonum çaldı. Arkadaşım gelmişti. Sarıldık. Özlemiştim. Kol kola yürümeye başladık. Çok sevdiğim kafeme gidiyorduk. Eskisi kadar zikzaklar çizmeden, kalabalık tarafından rahatsız edilmeden rahatça ilerledik. Azıcık sohbet ettik. Onu zaten olmayan insan kalabalığından iyice uzaklaştırdım, pek kimsenin kullanmadığı ara yollardan götürdüm. Sevdi bunu. Birkaç sevgili oturuyordu tenha sokakta, iyi hissettim. Genç, belki de liseliydiler. Bilmiyorum. Kafeye ilerledik. Butik bir otelin önünden geçtik. Yabancılar çıktı dışarı, birbirimizi tanımıyorduk. Ne onlar baktı bize ne de biz onlara. Hiçbir şey bizi kafemize giden yoldan döndüremezdi. İlerledik. Düz git, sola dön, tekrar sola dön ve işte kafe orada. Kalabalık değildi yine, şanslıydık. Hoş bir masaya geçtik. İçeceklerimizi söyledik. Madem ki yağmur yağıyordu ve sürekli rüzgara maruz kalmak hasta edecekti bizi; öyleyse hava sıcak içeceklerindi. Önce çay söyledim. Hala mutluydum. Çayımdan yudum aldım. Arkadaşıma baktım. Bana baktı. Gülümsedik. Bir iki sohbet girişimi yaşandı. Sonra arkama yaslandım. Ve fazlasıyla kötü hissettim. Bir yoksunluk, sıkkınlık, buhran bastı içimi. Üzgün hissetmeye başladım. Neyin eksikliğini yaşadığım bilmeden öylece üzülüyordum. Bir şeye ihtiyacım vardı ama neye hiçbir fikrim yoktu. Çok derin ve amansız bir can sıkıntısı duyumsuyordum sadece. 

Ve bu çok uzun süredir devam ediyor. 

Oturuyorum, hoş bir ortamdayım, arkadaşlarımla sarılıyım hatta, yahut evde kitap okuyorum, belki film izliyorum… Konserde bile olabilirim aslında, evet konserdeyken de geliyor bu his, öylece, kitabın heyecanlı sayfasında, filmin ortasında, arkadaşlarımın kahkahalarla güldüğü yerde, yalnız değilken, bir sorunum yokken, bir eksiklik ve yoksunluk içinde midem kasılıyor. Dışardan bir baskı yiyorum. Bayılmadan hemen önceki gibi dersem biraz abartmış olurum ama ona benzer bir şeyler işte. Ne yapıp edeceğimi bilemiyorum. 

Şu anda da geldi, yerleşti içime. Eksiklik. Olmayan şeylere dair özlem gibi. Yazıya dökemiyorum, döksem de kurtulamazmışım 

gibi. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...