23 Ocak 2018 Salı

Bremen Mızıkacıları - Yorum

1 
Şimdi…
Ortalık son derece karışıktı. Savaş çığlıkları, feryatlar, inlemeler sokakları dolduruyor, hayvanlar ve insanlar ölümüne savaşıyordu. Bremen, o gece cehenneme dönüşmüştü. Hayvan haklarını savunan radikal bir grup protesto düzenlemeye kalkmış, hayvan düşmanı olan vali ise buna sertçe karşı çıkmıştı. Nihayetinde ortam iyice gerilmiş ve bir mücadele patlak vermişti. Tüm bunların asıl nedeni ise şuydu: Şehirdeki en büyük sahnenin sahibi, paragöz Adi, son zamanlarda özgürlüğünü kazanan hayvanların ceplerine gözünü dikmişti ve bu coşkun ortamdan yararlanmak istemiş, bunun için de çevre köylerde “Mızıkacılar” diye tanınan ve hayvanlardan oluşan bir müzik grubunu davet etmişti. İlk defa hayvanlardan oluşan bir müzik grubu Bremen’de sahne alacaktı ve bu, şehirdeki hayvanlar arasında coşkuyla karşılanmıştı. Buraya kadar bir sorun yoktu, ta ki valiye bu saçmalığı engellemesi için bir emir gelene kadar. Hayvanların desteğini bir türlü kazanamamış hükümdar, onları sindirmek ve korkutmak istemişti. Bu düşüncesiz hareketi isyan ateşini başlatan kıvılcımdan başka bir şey değildi. Ve şimdi o ateş Bremen’den başlayıp tüm dünyayı yakmak niyetindeydi.
2
Bir hafta önce…
"KORKAK!"
Kedi’nin bağırışları odada çınladı. Fırlatılmış bir tabağın kırılma sesi bağırışa eşlik etti.
“Korkak mendebur! Bir hainsin sen!” Kedi, bir yandan eline geçirdiği tabakları Köpek’e atmaya devam ediyor diğer yandan da saydırıyordu.
Köpek, saldırılardan ustaca sıyrılıyor hatta fırsat bulursa kendisi de bir kaç parça savuruyordu.
“Ben,” dedi Köpek, “sanıyorum ki, burada mantıklı davranan tek kişiyim. Sizi mantığa davet ediyorum, dostlarım. Özellikle de seni -bu sırada bacağına bir çatal saplandı_ Ah!” Köpek acıyla bağırdı. Diğer bacağının üstünde zıplamaya, saplanan çatalı çıkarmaya çalılıyordu. Öfkeli haykırmaları kulak tırmalıyordu.
"Özelikle de sana, lanet kedi! Lanet olsun sana! Öl, geber, kendi kanında boğul!"
Kedi halinden memnun bir şekilde sırıtıyordu. Sebep olduğu acı, öfkesini azıcık olsun yatıştırmıştı. Yardım istercesine, kavgayı bıkkınlıkla izleyen Eşek ve Horoz’a baktı.
Eşek bakışlardaki ihtiyacı hissedince grubun en yaşlısı olarak söze girdi.
“Köpek, sevgili dostum, dinle beni lütfen. İki yılı geçti mi evden kaçışımız? Unutmak için yeterince bir süre değil. Hem… biz yaşadıklarımızı unutabilir miyiz?” Eşek üzgünce iç çekti, “Neyse, tüm acıları hatırlatmak değil niyetim, sonuncusu yeterli. Hatırlıyorsun değil mi, sevgili dostum? Seni kan içinde, tek bacağın sakat bir şekilde, karlar içinde donmaya bırakmıştı. Seni nasıl bulduğumuzu da hatırlıyorsundur eminim; Horoz’un kızı kendini feda etmişti.”
Eşek devam etmeden önce köpeği kısaca süzdü. Dostu, çatalın çıktığı yeri ovarken pencereden uzaklara dalmıştı. Eşek, gözlerinin dolu olduğunu tahmin ediyordu. Köpek ara ara sinsice Kedi’ye bakınca, tahmini de doğrulanmış oldu. Köpeğin dinlediğinden emin olunca devam etti.
"O olay bardağı taşırmıştı. Gidip sahibimizi öldürdük."
Tüm grup üyeleri ürperdi. Eşek kararlıca ileri atıldı.
“Evet, onu öldürdük! Bunu söylemekten çekinecek değilim. Bundan utanacak da değilim; yaptığımız adildi. Önemli olan da bu.
Şimdi başka bir dönüm noktasındayız. Davet masanın üstünde duruyor, orada olmadığını inkar edemeyiz. Tıpkı Bremen’de tüm gazetelerde davet edildiğimizin yazmasını inkar edemeyeceğimiz gibi. Hayvanlar bizim cevabımızı bekliyor. Eğ-”
“Saçmalık!” diye araya girdi Köpek, “Saçmalık bu. Eğer kabul edersek bizi sahneye çıkaracaklarını mı sanıyorsunuz? Bu kadar aptal mısınız? -gözleri imalı bir şekilde kediye odaklandı- Size ne olacağını söyleyeyim, ahmak dostlarım. Daveti kabul edeceğiz diyelim; haber anında gazetelerde yer bulacak. Hükümdar şerefsizi tek mektubuyla valiye yasaklama emri verecek. Buna isyan edecek kitlelerce hayvan, askerlerle karşı karşıya gelecek. Tüfekler ateşlenecek, kılıçlar çekilecek ve sizi temin ederim, dostlarım, bolca kan akacak.”
Köpek sonunda konuşmayı bitirince, kimse karşı çıkmaya yeltenemedi,ve sessizliğin daimi hakimiyeti kendini yeniden hatırlattı.
3 
Üç gün önce…
Köpek, Horoz ve Eşek yorgun argın bir şekilde odaya girdiler ve her biri odanın bir köşesine yığıldı. Horoz zorlukla konuşarak, “Mızıkaya yanlış yerde giriyorsun, Köpek. Bunu sana tekrar tekrar söylemekten bıktım.”
Köpek yorgunluktan kendini savunamadı bile. İnatçılığı işlevsizdi, öfkesi uykudaydı. Odaya nüfuz eden loş ışık altında, gözleri yavaşça kapandı.
Rüyalar alemi bu yorgun ruhu hemen kuşattı. Onu önce bebekliğine götürdüler, ardından dik bir uçurumun kenarında şarkı söylettiler, bir zaman sonra bir kaplumbağa ile dans ettirdiler…
Tüm görüntüler tek tek geçiyordu; bazen hızlanıp korkmasına sebep oluyor, bazen de iyice yavaşlayıp onu sıkıyordu. Bir görüntüde Kedi’yi gördü. Ona aşkla bakıyordu Kedi. O ise utandı, arkasını dönmeye kalktı ama sonra nedendir bilinmez cesaret buldu ve koştu sarıldı. Kedi’nin sıcaklığı, aşk dolu dokunuşları sarhoş etti onu. Sonra görüntü değişti; kan içindeydi kedi. Korktu köpek, ağladı, yalvardı, uyanmak istedi, uyanamadı. Sonsuz düzlemde her bir tarafa koşuyor ama hiçbir yere ulaşamıyordu. Dizlerinin üstüne çöktü.
“Lütfen!” diye yakardı, "lütfen ona bir şey olmasın, lütfen!"
Görüntü tekrar değişti. Bu sefer oldukça küçük bir odada buldu kendini. Dizlerinin üstünde olduğunu fark edince kalktı ve arkasını döndü. Koyu kahverengi bir masanın üstünde uyuyakalmış Kedi’yi gördü. Yüzünü okşama isteği tüm bedenine hakim oldu birden. Yaklaştı, boynunu ve kulaklarını okşadı. Dikkatini kedinin üstüne yığıldığı kağıtlar çekti. Ne yazdığını merak etti ama uyanmadan önce görebildiği tek şey başlıktı.
Eski ve hırpalamış kağıdın en üstünde, güzel bir el yazısıyla şunlar yazılıydı: Bremen Mızıkacıları.
“Daha acı bir haber olamazdı!” diye bağırarak odaya girdi Kedi. Eşek ve Horoz endişeyle doğruldu, Köpek korkarak yere düştü.
“Hay bin kemik!”
“Ne oldu?” diye soran, kediye korkuyla bakan Eşek’ti.
“İhtilal!” diye acıyla bildirdi Kedi, "Daveti kabul etmediğimiz haberinin ulaşmasına gerek kalmadı, Hükümdar bunu beklemeden gidişimizi yasaklamış ve buna karşılık hayvanlar isyan etmiş."
Burada konuşmasını kesip kendisine hayretle bakan gözlerin anladığından emin oldu.
“Bir gün önce başlayan küçük çatışmalar, bu gün resmi bir ihtilal halini almış. Derhal oraya gitmeliyiz!”
4
Bir gün önce…
Arkadaşları olan atların çektiği araba, eğri büğrü yollarda son hız gidiyordu.
Eşek arabanın önüne kurulmuş, eksi köyünden tanıdığı arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Horoz, Kedi ve Köpek ise arabın içinde karasamca oturuyorlardı.
Köpek, uyuyan horoza yan yan baktı. Kısık sesli horlamaları canını sıksa da, aldırmamaya çalıştı. Kedi’ye baktığında onun da aynı durum içinde olduğunu gördü. Boğazını temizledi.
“Kedi,” dedi yavaşça. Kedinin gözleri sorarcasına ona döndü.
"Hikayelerini ne yaptın?"
Kedi soru karşısında afalladı. Yıllardır hikayeler yazardı ama Köpek ne okumuş ne de hikayeler hakkında konuşmuştu.
“Emanet ettim,” diye cevapladı kedi, ardından çekinerek devam etti, "bilirsin işte belki… belki döneriz diye."
Köpek anlayışla güldü.
"Dönersek eğer belki yayınlatmaya karar verirsin?"
Kedi güldü.
"Kim yayınlamak ister ki?"
Köpek şaşırdı.
"Nasıl yani? Çok güzeller, bence bir kaç yıl sonra, bilirsin işte; yayınlamaya cesaret edecek birileri olunca pek tâbii yayınlatabilirsin."
Kedi şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi.
"Ne yani, sen… okudun mu yazdıklarımı?"
Köpek mahçup bir şekilde sırıttı.
"Gizlice okudum, ve şu ana kadar okuduğum en güzel şeylerdi."
Kedi mutlulukla baktı. Gözlerinde uhrevi bir parıltı kendini gösterdi, kalbi de hızlanmıştı.
“Belki,” dedi Köpek, “Belki bu maceramızla ilgili de bir şeyler yazarsın? Ne dersin? Şöyle fiyakalı bir hikaye, belki de beni kahramanca tasvir edersin! Sokaklarda cesurca savaştığımı, mızıkamla yaralılara güç verdiğimi!” Köpek güldü. Kedi de hayal dünyasına dalmış gülümsüyordu.
"Belki de adını Bremen Mızıkacıları koyarsın?"
Kedi bir anda kendine geldi, neşeyle bir kahkaha koyuverdi. "Bremen Mızıkacıları mı? Nereden çıktı bu?"
Köpek utanarak omuz sikti.
“Bilmem,” dedi, "Resmi bir ismimizin olması gerekiyordu artık, sadece mızıkacılar diye anılmaktan gına geldi. Hem Bremen’den sonra başka yerlerde sahne almayacağımız ne malum?"
Kedi’nin neşeli gülüşü hüzünlü bir tebessüme dönüştü.
“Bremen’den sonra,” diye tekrarladı, “Bremen’den sonra…”
5
Şimdi…
Bremen’den yükselen dumanlar zifiri karanlığa karışıyordu. Ay tüm zarafetiyle altında gerçekleşen kıyımı izliyor, yıldızlar göz yaşı döküyordu.
Bremen’in her bir sokağı alev alev yanıyordu, ve bu sokaklar, dünyadaki tüm efendilerin yüreklerine korku salıyordu.
Hayvanlar ve insanlar günlerdir savaşıyor, isyan ateşi söndürülemiyordu. Bremen kontrolü kaybetmek üzereyken devamlı takviye kuvvetler geliyor ama yine de isyancıların hakkından gelinemiyordu.
Bunun için sadece bir kere şans bulmuştu Vali.
Günlerdir savaşmaktan bitap düşmüş hayvanlar, umutlarını yıkacak bir haber almışlardı: Davet edilen grup gelmek istememişti. Bu haberin isyancı cephelerinde dolaşımı ve her bir cephenin yenilgiye uğraması bir kaç saat içinde gerçekleşmişti.
Vali sonunda isyanı bastırabilecek ve şehri zaten nefret ettiği hayvan nüfusundan kurtarabilecekti.
“Sonuna kadar,” diye emretmişti o gün, “Hepsini katledin!”
Fakat istediğine ulaşamadı Vali. Askerleri vahşice ilerliyor, dünya bu kıyıma sessiz kalıyor ve isyancılar umutsuzca can veriyorken, ortaya çıkmıştı mızıkacılar denen grup.
O gün ölenlerin hiçbiri onları görmedi ama mızıkalarını, şarkı söyleyen umut dolu seslerini duydu.
En ön cephede savaşanların kulaklarına mızıka sesi ulaşmış ve yumuşak, hüzünlü bir ses de ardından gelmişti.
Fısıltılar anında tüm isyancıların kulağına çalınmıştı: Gelmişler!
Hepsi haber için birbirini kutladı. Ama fısıldayan başkası değildi aslında, müziği duyan ve gerçeği kavrayan kalpleriydi.
O gün yenilmekten kıl payı kurtulan isyancılar Bremen’in kalbine kadar ilerlediler ve mızıka seslerinde azalma olsa da, son ana kadar müziğin gücüyle kutsandılar.
İhtilalin sonunda gruptan geriye tek bir hayvan kalmıştı. O da, bembeyaz tüyleri kan içinde kalmış, dostlarının cesetlerinin başından ayrılmayan Kedi’ydi.
“Bremen’den sonra,” diye fısıldıyordu, “Bremen’den sonra…”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...