16 Ocak 2018 Salı

Kırmızı Başlıklı Kız - Yorum

Orman rengarenkti. Küçük kız her adımında başka bir renk arıyor ve onu bulduktan sonra bir sonrakine geçiyordu. En sonda ise tekrar başa dönüyordu. Neşeli kahkahası her renkten sonra ormanı dolduruyordu.
“Kırmızı!”
“İşte, Mavi, orada!”
Küçük parmak ucuyla her rengi işaret ederken, kız, birdenbire durdu. Bir uğur böceği işaret parmağının üstüne konmuştu. Suratında bir hüzün vardı bu uğur böceğinin. Derdi neydi ki?
Eliyle uğur böceğinin kafasını okşamaya yeltendi.
“Ah, biricik uğur böceğim!” diye çınladı kız. “Derdin ne senin?”
Uğur böceği cevap vermedi, aksine duymamış gibi yaptı ve uçup gitti.
Kız öfkelense de aldırış etmemeye çalıştı. Sonuçta her şey çok güzeldi. Orman rengarenkti, uzaktan bir akarsuyun tatlı sesi geliyordu ve kuşlar koro halinde şarkı söylüyordu.
Kız derin bir nefes çekti. Etraftaki çiçeklerin, böceklerin, ağaçların, hayvanların dikkatini dağıtmasına izin vermemeliydi. Onun önemli bir işi vardı.
“Büyükannen çok hasta, canım böceğim, ormanın yanıltıcı güzelliğine dalıp ölmesine izin vermeyesin!” Diye uyarmıştı annesi, ardından yapışkan öpücüklerini kızın suratının her bir parçasına kondurmadan önce.
Fakat bu uyarıya rağmen, kız, ormanın keyfini çıkarıyordu. Büyükannesi ölecekse, pek tabii ölebilirdi. Buna hakkı vardı. Kız kimdi ki bunu engelleyecekti? Üstelik gönlünden ölmesine yardım etmek bile geçiyordu. Sonuçta yeterince yaşamıştı büyükannesi. Üstelik kıza göre fazla da yaşamıştı. Kız sadece on yıldır yaşarken büyükannesi ise doksanlı yaşlarına varmıştı. Bu haksızlık değil de neydi?
Kız yine kısa bir öfke nöbetine tutulsa da kısa sürede atlattı. Orman güzeldi sonuçta ve büyükannesine ilaç götürmesi gerekiyorsa da götürecekti. Bunu evde sorun yaşamamak için yapacaktı. Sırf kendi için. Ama yine de bu karar hızını değiştirmedi. Etrafındaki her şeyi yavaş yavaş ve büyük bir ilgiyle inceleyerek ilerledi. Büyük annesi doksan yaşına kadar yaşamışsa, eh, biraz daha yaşayabilirdi.

Kurt, kızı evinden çıktığından beri takip ediyordu. Nedenini bilmese de kız onu çekiyordu. Küçük sarışın bir kızdı, tatlı olduğu söylenemezdi. Bembeyaz suratında donuk bir ifade vardı; öyle ki beyaz başlığı yüzünün devamıymış gibi görünüyordu. Fakat bunlar kurdun dikkatini çeken asıl şeyler değildi. Tatlı etinin kokusu da dikkatini çekmemişti. Kız sırık kadar zayıftı ve kurt onu yakalamak için vereceği emeği boşa harcamakla eşdeğer görüyordu. Hayır, bu ormanda, bu kızdan çok daha doyurucu yiyecekler vardı.
Kurdun asıl dikkatini çeken şey, kızın etrafındaki havaydı. Kız sanki her şeyin efendisiymiş gibi yürüyordu ve her şey de bunu kabul ediyormuş gibiydi. Kız hiçbir şeyi umursamıyor gibi davranıyordu ve hiçbir şey de onun umurunda olmak istiyormuş gibi görünmüyordu. Kız, sanki tanrının farkında olmadığı bir canlıydı. Belki de en farkında olduğu…
Kurt kızı takip etti. Annesinden duyduğuna göre; kız, büyükannesini ziyaret edecek ve ona ilaçlar verecekti. Daha bunu duyduğu anda kurdun aklına kötü bir plan düşmüştü. Bu planın motivasyonu ise kızın bembeyaz suratının ala çalmasını görmek istemesiydi. O havanın, o umursamazlığın, o unutulmuşluğun bozulmasını istiyordu. Kızda gördüğü ve için için kıskandığı ne varsa, yerle bir olsun istiyordu.
Bu sebeple kızın büyük annesinin etine dişlerini geçirdiğinde dünyanın en mutlusu oydu. Bu eski ve bayıcı yumuşaklıktaki et, dişlerinin arasına girmişti ve bozuk bir tat dilini uyuşturmuştu. Kadının zayıf çığlığı kulaklarına dolarken, kurt, kadının karnını deşiyordu. Heyecan, öfke, merak ve doğasına uygun davranma keyfi tüm bedenini ele geçirmişti. Her bir kasında bir zevk dalgası geziyor, gözleri mutlulukla seğiriyordu. Kadının kalbine ulaştığında hiç duraksamadı. Çoktan durmuş kalp kurdun ağzında parçalandı ve bolca kan aktı.

Kız büyükannesinin kulübesine vardığında, neredeyse akşam olacaktı. Ağaçlardan zor bela görünen gökyüzü kızıl bir renge bürünmüş, koyu yağmur bulutları yer yer kendini göstermeye başlamıştı. Serin bir esinti yerdeki yaprakları süpürürken, kız, kulübenin kapısını çaldı.
Tak! Tak!
Açan olmadı; fakat buna ihtiyaç da yoktu. İkinci vuruşunda kapı yavaşça açıldı. Kulakları rahatsız edecek bir gıcırdamaya birkaç arı vızıltısı eşlik ederken, kız, içeri doğru adımını attı.
Kapıyı hemen ardından kapatıp içeri göz attığında ise korkudan sıçradı. Beyaz başlığı başından aşağı kayıp kan gölüne bulanırken, kızın kalbi duracak gibi oldu. Kapıdan hemen büyükannesinin geniş odasına giden koridor, kıpkırmızı kana bulanmıştı. Koridorun ortasında, büyük annesinin eli, parçalanmış bir şekilde duruyordu ve elin üstünde kırılmış gözlük parçaları vardı. Duvarda yer yer kanlı el izleri varken onların hemen altında ise garip ayak izleri vardı.
Kız kandan kırmızıya boyanmış başlığını aldı ve kafasına geçirdi. Başlıktan süzülen kanlar, yanaklarından şeritler halinde aşağı süzüldü. Usulca koridoru geçti ve büyükannesinin odasına girdi. Orada, büyükannesini, yatağının hemen yanında yerde buldu. Bir kolu kopmuş ve sol bacağı ters dönmüştü. Üstelik ayak bileklerinde koca koca diş izleri vardı. Baldırları kan içindeydi ve karnı yarılmıştı. Boğazının görüntüsü ise kan donduracak kadar kötüydü. Kızın bir an midesi bulanacak gibi olduysa da, büyükannesinin yüzüne bakabildi.
Kan çekilmiş yüzden geriye korku içinde sabitlenmiş bir sağ göz kalmıştı. Sol gözü yerinde yoktu ve saçlarının bir kısmı kopmuştu. Bu korkunç sahne kızın içinde bir şeyleri yerinden oynattı.
Çok sonra, kız, yatağın üstünde yatan ve büyükannesinin giysilerine bürünmüş büyük kurdu fark etti. Korkmamıştı. Şaşırmamıştı. Bu vahşeti başka kim yapabilirdi ki zaten? O veya ben… diye düşündü. Fakat hemen konuşmadı. Önce kalp atışlarının yavaşlamasını bekledi.
Ardından sakin bir ses tonuyla sordu.

“Beni de öldürecek misin?”

Kurt önce şaşırdı. Kızın kendini kontrol altına alması onu sinirlendirse de, bunu göz ardı etti ve yataktan 
aşağı zıpladı.

“Ölüm, ölüm, ölüm!
Tatlı teninde iki gözüm!
Bir ağlama, bir gülüş, bir kahkaha;
Hepsi sefil bir numara!”

Kız heyecanla geriledi. Korkmamıştı ama kalbinin hızlandığını hissediyordu. İçinde büyük bir coşku vardı.

“Ben ne ağlayacağım ne de korkacağım.
Umurumda değil hiç biri;
Ne sen ne de yaptıkların.”

Kurt şaşırdı ama kız devam etti.

“Önemli değil kimi öldürdüğün;
Dilersem ben de öldürürüm.
Kan ve kemiklerin üstünde,
Senin yanında yürürüm!”

Kurt heyecanlandı. Bir an, artık kızın bembeyaz yüzünün, donukluğunun bozulmasını istemediğini fark etti. Kızın yanaklarındaki, başlığından süzülmüş iki şerit kan, kurda yeterdi.

“Kan mı istiyorsun sen de benim gibi?
Hain, mendebur, vahşi!
İkna etmek istiyorsan beni,
Çelmek istiyorsan eğer zihnimi,
Al, ye kendi hısımının kalbini!”

Kurt yatağın altına yuvarlamış birkaç kalp parçasını aldı ve kıza fırlattı.
Kız parçaları yerden aldı ve pencereden içeri süzülen son ışıklara tutarak inceledi. Ardından duraksamadan yedi o parçaları.

“Ah, bir akşam vakti döndüm iyiden;
Kötüyüm ben artık sahiden!
Midem büyükannemin kalbiyle doldu,
Fakat canım istiyor yeniden!”

Kurt neşeyle yerinde zıpladı. Yıllardır aradığı varlığı bulmuştu! Kendi doğasına uygun biri! Doğaya 
uyduğu için yanında utanmayacağı biri!

“Demek doymadın bu kalpten, kırmızı başlıklı vahşi kız,
O zaman daha fazla bulur ve bir kamp ateşinde kızartırız!”

“Evet,” diye çınladı kırmızı başlıklı kız. “Evet!”

Kurt ve kırmızı başlıklı kız sabah vakti kulübeden çıkmışlar. Önce kızın evine gidip orada bir ziyafet çekmişler, sonra da kurdun inine gidip orada da bir ziyafet çekmişler.
Bu böyle sürüp gitmiş. Ziyafet ziyafeti getirmiş ve gündüzler gecelere bulanmış. Ta ki bir avcı ikisini de öldürene kadar.
Bu kızın neler yaptığını kavrayan ve tiksintiyle dolan avcı, çevre köylerin faydasını düşünmek için kendini zorlamış. Ve nihayetinde, çoğu insanın ekmek yediği ticaret yollarının değerini etkilemeyecek ve avcıları korkutmayacak bir hikaye uydurmuş. Öyle ki bu hikaye; onlara, ormana bir şeytanın musallat olduğunu düşündürtmeyecek bir hikayeymiş. Bu hikayede kırmızı başlıklı kız pek de masummuş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...