16 Ocak 2018 Salı

Kısa bir hıçkırık.


Sokakların henüz kalabalık olmadığı ıssız saatlerdi. Bu saatlerde her yer gizemli bir görünüme boğulur, her yer sessiz olurdu. Bir farenin serzenişini, bir kedisinin içli şiirini yahut bir kumrunun yere çarpan pisliğini duyabilirdiniz. Fakat bazıları böyle sabahlarda dilencilerin hıçkırıklarını da duyduklarını iddia ederlerdi.
Hüzünlü, anılarla dolu, ağıta benzer bir hıçkırık. Öyle ki, günün ya da gecenin diğer saatlerinde göze çarpmayan bu dilenciler, o tek bir hıçkırıkla görünür olurlardı. Tüm acıları somutlaşır, ayazda vücut bulan bir gölge haline gelirdi. Soğuk göz yaşları sokakları temizler ve tüm kini, pisliği, kibri geride bırakarak, sokaklardaki tüm iyiliği silip süpürürdü. Merhamet görmeyişlerinin acısını böyle çıkarırlardı.
Eğer şanslıysanız duyacağınız hıçkırık, dilencinin de şanslı olması durumunda yüreğinizi sızlatır ve sizi öldürebilirdi.
İşte böyle bir hıçkırık çıktı ağzından, Düşmüş’ün, ağlamaları arasından. Issız, soğuk ve gölgelerle dolu sokakta ona yoldaşlık eden göz yaşları, teselli etmeye çalıştı onu. Ama ne mümkün! Düşmüş başlamıştı bir kez ağlamaya ve tüm göz yaşları düşene kadar duramazdı, çünkü kolay kolay ağlamazdı. Ancak yeterince düşünmüşse, anılarını yeterince hatırladıysa -ya da hatırladığını sandıysa-
ağlardı. Geçmişi, geleceği ve şimdisi akardı sokağa. Böyle zor ağlardı işte ve hıçkırıklarını duyacak tek kimse dahi olmazdı. Böyle de şanssızdı.
Çok ama çok şanssızdı. Böyle olmadığı zamanları da unutmaya başlamıştı artık. Sokaklar ve soğuk sabah böyle yapardı düşmüşlere; düşmeden önceki zamanları silerdi hafızalarından. Öyle ki, yeterince yüksekten düşersen, kim olduğunu dahi unutur, düşmüş adını alır ve yalnızlığın kendisi olurdun.
Birkaç silik hatıra kurtulmuşsa eğer kıyımdan, sabahları hıçkırıklarla doldururdun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...