Hayvan ona bakıyor, o da bu bakışa korkusuzca cevap veriyordu. Elindeki mızrağı varlığını yoklarcasına sıktı. Hala oradaydı. Mızrağı tuttuğu sol kolu hafifçe titretti, kasları esnekti. Yutkundu. Boynu yutkunmayla kısa bir an kasıldı ve tekrar eski haline geldi. Bu gayriihtiyari, canlılık dolu hareket, hayvanın iştahını kabarttı. Hırladı önce; bu, fırtınanın patlayan ilk şimşeğiydi, ardından atladı hayvan; bu, fırtınanın kendisiydi. O geri kaçtı, mızrağın arkasını toprağa dayadı ve vücudu asil bir şekle büründü. Fakat hayvan zekiydi, zorlanarak da olsa ağır bedenini durdurup mızraktan sıyrıldı. Geriye çekildi. Sağa ve sola sinirle atıldı. Neredeyse tuzağa düşecek olduğunu fark etmişti ve bundan utanmıştı. Şimdi bunu gören tüm canlılar diğerlerine anlatmasın diye onları korkutmaya çalışıyordu. Kükredi. Delice kükredi. O ise olanları sadece izledi. Hareket etmedi. Şeklini bozmadı. Mızrağının arkası hala toprağa dayalıydı ve ucu hayvanın atılma yoluna dikiliydi. Güneş ışığında öfkeyle parlıyordu. Kanla ıslanmak istiyordu. Etten bir duvarı yarmak ve içinde ne varsa yok etmek istiyordu. Can almak istiyordu. O da bunu hissetmişti, mızrağını güven verircesine tekrar sıktı. Hayvana kolay lokma olmayacağını göstermişti bir kez, şimdi atak sırası ondaydı. Mızrağın arkasını kaldırdı, yere paralel olacak şekilde tuttu, hizasını göz ucuyla kontrol etti. Nefes aldı, gözlerini kapattı, arkada duran sol ayağını ileri attı ve yere sağlam bastığını hissetti. Bu hissediş, bu farkındalık, saniyenin onda biri kadar bile sürmedi. Sol ayağına ağırlığını verdi ve ileri atılıp, üstünde yarım daire döndü. Hayvan korkarak aceleci davrandı ve saldırdı. O tekrar sol ayağına yüklendi ve sağ ayağıyla yere küçük bir dokunuş yapıp bu sefer ters istikamette döndü. Yanından rüzgâr gibi geçen hayvandan yayılan hava onu geriye sarstı. Ters yöne fırladı ve sağ ayağının üstüne indi. Bu sırada güçlü bir inleme duyduğundan emin oldu. Gözlerini açtı. Hayvan beş metre kadar uzağında durmuş, gerisin geriye yürüyordu. Aksayan arka sol bacağından kanlar süzülüyordu. Gözleri hayvandan mızrağına döndü. Mızrak yere paralel bir şekilde duruyordu; biçimi bozulmamıştı. Ucundan gövdesine kadar kanla lekelenmişti. Fakat doyduğunu hissetmiyordu. O da bunu biliyordu. Saldırısını beceriyle yapmıştı ve başarıya ulaşmıştı. Şimdi öldürücü darbeyi indirmeliydi. Hayvanı inceledi. Aksayan sol bacağına ne kadar güvenebilirdi, emin değildi. Hayvan sinirliydi. Sağa sola tepiniyor, onu çembere almaya çalışıyordu. O ise arkasını verdiği ağaçlara güveniyor, hayvanın tehditkâr ilerleyişlerine sadece mızrağını toprağa dayayarak ve ucunu ona yönelterek karşılık veriyordu. Çember çizmeyecekti. Bu en önemli hataydı. Birden durdu. Bu en büyük hataydı ve en sık yaşanandı. Şu an bile çember çizmeye başlarsa ölme şansını artıracağını biliyordu ve bunu hayvanın da bildiğini biliyordu. Fakat, bu kez durum farklıydı. Hayvanın sol bacağı yaralıydı. Evet, yaranın derinliğini, bıraktığı hasarı kestiremiyordu ama iki ihtimalin olduğundan emindi: Birincisi; yara küçük bir sıyrık olabilirdi ve bu durumda, hayvana sol bacağına ters gelecek şekilde çember çizdirtmenin bir önemi olmayacaktı. İkinci durumda ise; yara derindi ve hayvanın yarayı aldırmıyor görünmesinin tek sebebi öfkesi olmalıydı. Tecrübesi ve mantığı, ona, ilk ihtimalin olası olduğunu söylüyordu. Aldırmak istemedi. Bugün farklı hissediyordu. Nasıl veya neden olduğunu bilmese de bugün önem vermiyordu. Mızrağını kaldırdı, toprağa paralel olacak şekilde tuttu. Sağlamlığını kontrol etti. Kolunu esnetti. Ayakları, hayvanın arka sol bacağına ters gelecek şekilde çember çizmeye başladı. Buna hevesli ve aç olan hayvan hemen çembere uydu. Hareketlerinde bir terslik görünmüyordu, gözleri ise alevlere bürünmüştü. Sessizce çember çizdiler. Uzun uzun birbirlerini süzerlerken, doğa, sessizliğe gömüldü. Dünyanın unutulmuş, önemsiz bir yerinde yaşanan bu mücadele, yaşanmış ve yaşanacak her şeyin bir yansıması, bir tezahürüydü. Bir anı, bir görü, bir şarkı, bir hıçkırık, bir kahkaha, bir andı. Dünyanın şahitliğinde, o, hayvanın soluna atıldı, sağ ayağının üstüne kondu, ona atılan hayvandan korunmak için sağ dizinin üstüne indi, sol bacağıyla destek verdi ve hayvan onun üstünden süzülürken, o, toprağa bulanarak hayvanın altından kaydı. Bu küçük anda, havaya doğrulmuş mızrağı hayvanın böğrünü deldi ve elinden uçtu gitti. Keskin bir kükreme duyuldu, hayvan yere çarptı ve bedeni iki metre yuvarlandı. Mızrak bu çarpışta hayvanın bedenine biraz daha girdi ve yuvarlanma sırasında kırıldı. Doyuma ulaşmış ve hemen sonra ölmüştü. O ise toparlanıp dizlerinin üstünde doğrulmaya çalıştı. Hayvana bakacak durumda değil. Bilmediği bir şey vardı. Bir his gibiydi, fakat ondan öteydi aynı zamanda. Sağ omzunun üstünden göğsüne doğru kan sızıyordu. Acı hissetmedi. Doğrulmaya çalışmaktan vazgeçti. Bedeni yere ulaşmaya çalıştı ve rahatça uzandı. Güneş tepeye ulaşmak üzereydi. Kulaklarına kuşların şarkıları çalındı. Bugün bir şeyler farklıydı. Bugün… farklı hissediyordu.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi
Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...
-
Akşamüstü. Cuma yahut perşembe. Saat neredeyse altı olmuş. Mesai bitmemiş ama bitirdim. Yerimden kalktım, vedalarımı ettim, asansöre yöneldi...
-
Sanki bir şey olacak. Sanki bir esinti, belki bir titreme olacak. Bir şey hissedeceğim. Beklediğim türden. Sanki bir elimi kaldırsam, rüzga...
-
Özlem her yanımda. İçimde. Beynimde. Gözlerimin arkasında. Bazen izliyor. Plastik sandalyelerin kırık kolluklarında kendisini buluyor. Sarı ...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder