16 Ocak 2018 Salı

Rahatsızlık


"Şu nasıl?"
Parmak ucunu parlayan altın yüzüğe doğrulttu.
Kuyumcunun dudakları hafifçe kıvrıldı, gözleri parladı, kalbi gümledi, yutkundu, “Efendim,” dedi, "O yüzük son derece değerlidir ve bundan dolayıdır ki size layık olacağını düşünüyorum."
Cimri Zengin -kasabada böyle anılırdı- gözlerini devirdi.
"Kendime almıyorum."
Kuyumcu tekrar yutkundu, heyecanı hata yapmasına sebep olmuştu. Evet, küçük bir hataydı, fakat bu tür küçük hatalar, Bay Cimri Zengin’e mal satma sürecinde büyük önem taşırlardı. Bay Cimri Zengin’i kızdırmamak en çok beceri isteyen işti, ve bu durumda kuyumcunun iyi gittiği söylenemezdi.
Cimri Zengin, kendisine bön bön bakan kuyumcuya sinirlenmişti. Eğer başka zaman olsa, yani şu an hissettiklerini hissetmediği bir zamandan bahsediyorum, Cimri Zengin burayı kuyumcunun başına yıkardı. Ama başka zaman değildi, Cimri Zengin aşıktı ve hayatının aşkına alacağı en iyi yüzük de bu kuyumcuda olmalıydı. Evet, kuyumcu düzenbaz namussuzun önde gideniydi, fakat işini iyi yapardı.
“Yüzüğü çıkarsana be adam!” diye çıkıştı Cimri Zengin.
Kuyumcu titreyen elleriyle altından yüzüğü çıkardı ve Cimri Zengin’in avucuna bıraktı.
Yüzüğün soğukluğu Cimri Zengin’in avucunu gıdıklayıp hoş bir his bıraktı. Cimri Zengin büyülenmişti.
“Çok kıymetli olmalı?” diye sordu.
Kuyumcu hızla başını salladı. “Evet,” dedi alnındaki terler sağa sola uçuşurken, "Şehirden getirttim, son derece kıymetlidir, hatta benim en kıymetli malımdır, evet, öyledir!"
Cimri Zengin tek kaşını kaldırarak kuyumcuya baktı. "Sadede gelecek misin?"
Kuyumcu yutkundu.
“Pek tabii, efendim! Demek istediğim; en kıymetli malım olduğu için son derece pahalıdır,” diye baklayı çıkardı, ardından hemen ekledi: "Tabii sizin için hiçbir şey bunlar!"
Cimri Zengin, kuyumcunun iğrenç sırıtışına aldırmamaya çalıştı.
“Peki,” dedi, "Alıyorum."
Kuyumcu çaktırmadan kalbini tutarak referans yaptı, hayatının vurgununu yapmak üzereydi. Hızla yüzüğü aldı ve satışı gerçekleştirmek için hazırlayacakken kapı açıldı.
Cimri Zalim kapı açıldığında beklemek için konulmuş, büyük siyah koltuğa yeni oturmuştu. Mutluydu. Aklında tek bir şey vardı ve bunu hiçbir şey değiştiremezdi, fakat yanılmıştı. İçeri giren kişiyi göz ucuyla görünce ister istemez dikkatini ona verdi.
Orta yaşlarına ulaşmak üzere olan bir kadındı bu, ya da başka bir ihtimalle, çok gençti fakat yaşadığı acılar onu yaşlandırmıştı. Eski püskü bir paltoya sarılmıştı. Paltonun altından çiçekli eteği gri botlarına kadar uzanıyordu. Gri botları çamur içindeydi. Kahverengi çamur kısa saçlarıyla uyum sağlayan tek şeydi. Gözleri görünmüyordu, ama köşeli yüzünün ıslak olduğu anlaşılıyordu.
Cimri Zengin bu kadını tanımıyordu, basit bir köylü olmalı diye düşündü. Ama nedense kadın merakını cezbetmişti.
Bu sırada titriyordu kadın, konuşmaya çalışıyordu.
Kuyumcu sertçe çıkıştı; "Ne istiyorsun kadın?"
Zorlukla ancak konuşacabilecek kadın, bu çıkışın üstüne tekrar durakladı, görünmeyen gözleri dolu dolmuştu.
Cimri Zengin ensesinde bir soğukluk hissetti.
“Bu,” dedi kadın, cebinden eski bir yüzük çıkartırken, “Bunu alır mısınız?”
“Hayır!” diyerek kestirip attı kuyumcu.
“Lütfen, efendim, ihtiyacım var, evet, çok ihtiyacım var,” kadın eliyle gözlerini sildi, konuşurken bir yandan da ağlıyordu.
Cimri Zengin bir kasılma hissetti. Sanki kafasının etrafında surlar örülüyor ve onu sıkıştırıyordu. Baskı şakaklarında dolaşıyor ardından alnında toplanıylordu. Dik oturuşu bozuldu, öne doğru eğildi, boynu büküldü, gözleri yere dikildi. Kalbi kısa bir an sıkıştı, midesi yandı, ayaklarını yerinden oynattı. Orada değilmiş gibi yapmak istedi delice, orada olmak istemiyordu. Yanakları ağırlaşmış, ağzı kurumuştu. Oturduğu yerde kıpırdadı, saatine baktı, bir kapsülün içinde havasız kalmış gibi hissettiği gerçeğini unutmaya çalıştı. Göz ucuyla kadına bakmaya çalıştı, beceremedi.
“Hayır,” diye yineledi bu arada kuyumcu, "Anlamıyor musun? Almıyorum, hayır!"
Kadın ürkekçe geri çekildi. Son bir çare yüzüğü uzattı.
"Lütfen, haşmetli efendim, bari ne kadar eder onu söyleyin!"
Kuyumcu sertçe aldı yüzüğü ve tarttı, iki saniyede inceleyip tekrar kadının eline sıkıştırdı.
“Bir metelik bile verilmez buna,” diye bildirdi kuyumcu. Kadın ölmüşçesine sessiz bir feryat kopardı. Durdu. Hareketsiz kaldı. Bir an sonra yüzüğü tekrar cebine koyup sessizce çıktı. Aslında tam sessiz sayılmazdı, duyabilenler için bazı fısıldamalar bıraktı gerisinde, “Tanrım, ne yapacağım ben?”
Cimri Zengin tereddütle kalktı yerinden ve cesaret edip kadının arkasından baktı, fakat kadın gitmişti bile.
Kuyumcunun titreyen sesini duydu.
“Affedin efendim, rahatsız olmadınız umarım?”
“Rahatsız mı?” diye sordu Cimri Zengin,
“Evet, sanırım oldum.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

birtakım iç dökmeler ve bahçe hortumu öykünmesi

Kendimi bildim bileli bir takım sıkıntılarım var. Psikolojik. OKB. Bu cümle biraz tuhaf oldu. Pek içime sinmedi. Sanki biraz gerçeği... eksi...