“Ah, feryatlar!”
Sokağın başına çömelmiş yaşlı bir kadın, acıyla bağırıyordu. Bağırışı önce sokaktaki hayvanlara ulaşıyor, ardından insanları ziyaret ediyor, nihayetinde ise uçsuz bucaksız, sonu gelmez bir yolda kayboluyordu.
Sokağın başına çömelmiş yaşlı bir kadın, acıyla bağırıyordu. Bağırışı önce sokaktaki hayvanlara ulaşıyor, ardından insanları ziyaret ediyor, nihayetinde ise uçsuz bucaksız, sonu gelmez bir yolda kayboluyordu.
“Ah, benim insanlarım, benim
çocuklarım!” Kadın ellerini yanından geçen, onu umursamayan insanlara uzatıyordu.
“Ne hale geldiniz böyle? Ah, yıldızlar, koca güneş, bir vaveylada hayat bulan
evren! Nasıl izin verdiniz bu çılgınlığa, nasıl gözlerini yumdunuz, nasıl
seslerini işitmez oldunuz?!”
Yoldan geçen bir adam, kadının uzanan elini itti ve sertçe, “Deli!”
dedi. Kadın itilen elini, giden adamın arkasından tekrar uzattı. Ulaşmaya çalıştı.
Ama çabası nafileydi, adam gitmişti. Birden dikkati eline kaydı. _Ne kadar da
yaşlıyım,_ diye düşündü. Ne kadar da buruş buruştu elleri. Hayat ne yapmıştı
ona?
“Ellerim,” diye inledi, “Ah, o
güzel ellerim… Ne haldeler şimdi? Yaşlanmışlar! Ah, tanrım! Yaşlıyım ben. Yaşlı…”
Sesi giderek kısılırken, bir an sonra hıçkırıklar yükselmeye başladı. Daha
fazla göz yaşı dökmek istemeyen göz kapakları kapandı. Gözleri karanlığın
içinde bir film izlemeye başladı hemen. Gençliğinin filmi. Savrulan saçları,
ışıl ışıl parlayan gözleri, hafif giysiler içindeki pürüzsüz teni ve aşığının öpücükleriyle
karıncalanan narin elleri…
“Umuyorum
ki, bir gün tekrar karşılaşırız.” demişti aşığı. Gözleri dolu dolmuş, sesi
titremişti. Parlak sağlıklı saçları terden ıslanmış bir şekilde alnına
düşmüştü. Elleriyle çekti saçlarını. Gözleri sorarcasına bakıyordu. “Belki bir
gün beni severseniz, belki… bana yazarsınız. Ve ben gelirim sizin için.” Kadın
ne seni seviyorum ne de gitme demişti. Ah, sevgilim, görsen şimdi halimi sever
miydin beni? Görsen ellerimi öper miydin yeniden? Görsen gözlerimi kaldırabilir
miydin özlemi? Ah, sevgilim… gençtim bir zamanlar, yakıyor içimi gençliğin yansımasını
taşıyan anılar.
“Çocuklarım,” dedi tekrar. “Çocuklarım
neredeler? Sizler misiniz onlar?” Önünden geçen biri kız ikisi erkekten oluşan bir
çocuk grubuna seslendi. Çocuklar, korkarak adımlarını hızlandırdılar ve oradan
tez vakitte uzaklaştılar. “Gitmeyin!” diye feryat etti kadın, “Gitmeyin…”
Ellerine
baktı tekrar. Anılar hücum etmeye başladı, ama aldırmadı. Dünyaya geldiği gün
olduğunu bilmeden, her gün yaptığı gibi, “Lanet olsun bugüne!” diye lanet
okudu. Yasladığı soğuk duvara dayanarak yükseldi. Kimsenin ona aldırmadığı
gerçeği, yıllardır her an içine bir hançer gibi saplanırdı. Sürekli aynı yere
saplanan hançer, yıllar sonra artık saplanacak bir şey bırakmamıştı geriye.
Şükretti buna. Yürüdü. Normalde yürüyebildiğinden daha fazla yürüdü. Köle
pazarlarını geçti, ejderhaların ikamet etti bir hanı gerisinde bıraktı,
domuzların laflarına aldırmadan yürüdü, kafası olmayanların sokağından geçti.
Sonunda şehirden çıkmıştı. Ormana yürüdü.
“Kuşlar,
sevgili kuşlar, zarif kuşlar, aşıklar! Ben geldim.”
Heyecanla baktı kuşlara. Beklentisi umut doluydu, onu kabul edecekti kuşlar. Ama kendini kandırıyordu. Ne umudu kalmıştı ne de beklentisi. Dünya üzerinde kabul göreceği tek bir yer dahi kalmamıştı. Yıldızlardı tek sığınağı.
Heyecanla baktı kuşlara. Beklentisi umut doluydu, onu kabul edecekti kuşlar. Ama kendini kandırıyordu. Ne umudu kalmıştı ne de beklentisi. Dünya üzerinde kabul göreceği tek bir yer dahi kalmamıştı. Yıldızlardı tek sığınağı.
“Beni
kabul etmez misiniz? Şarkılarınıza hayranım, onları duyarak ölme niyetimi de mi
yok sayacaksınız!” Kadın dizlerinin üstüne çöktü. “Görmüyor musunuz beni? Elsiz
mahluklar, kıskanmayın beni! Eskisi gibi değilim hem, neyimi kıskanıyorsunuz?”
Kuşlar cevap vermedi. “Duymuyor musunuz sesimi, duymuyor musunuz ruhumun derinliklerinden gelen çağrıyı?”
Kuşlar cevap vermedi. Kızamadı onlara, sonuçta kendisi de böyle birine cevap vermezdi. Kalktı çöktüğü yerden. Bağırdı delice.
Kuşlar cevap vermedi. “Duymuyor musunuz sesimi, duymuyor musunuz ruhumun derinliklerinden gelen çağrıyı?”
Kuşlar cevap vermedi. Kızamadı onlara, sonuçta kendisi de böyle birine cevap vermezdi. Kalktı çöktüğü yerden. Bağırdı delice.
“O
halde alın beni! Ey gökler, sizler, ey aşıklar, bir yıldız tozuyken geldim
buraya, ayılmak istiyorum şimdi. Ey parıldayan yıldızlar, sarmaz mısınız varlığımı?”
Öldü
kadın. Bedeni basitçe düştü yere. Kahverengi, yapraklarla ıslanmış toprak, onu
bağrına bastı. Kuşlar, kadını ağıtlarla toprağa gömmek istedi. Ama izin vermedi
yıldızlar. Aldılar kadını yanlarına, kollarının arasına.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder